<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272</id><updated>2012-02-17T02:32:50.558+02:00</updated><category term='Rope'/><category term='Justin Timberlake'/><category term='Hugh Jackman'/><category term='S. Darko'/><category term='Şampiyon'/><category term='Nuri Bilge Ceylan'/><category term='The Fountain'/><category term='Soundtrack'/><category term='Moby'/><category term='Adrian Maben'/><category term='Basquiat'/><category term='Rachel Weisz'/><category term='The Killers'/><category term='Richard Bohringer'/><category term='Övül Avkıran'/><category term='Mickey Rourke'/><category term='Kaynak'/><category term='Osman Sonant'/><category term='Seann William Scott'/><category term='Colin Farrell'/><category term='Yeşim Ustaoğlu'/><category term='Helen Mirren'/><category term='Sam Rockwell'/><category term='Alfred Hitchcock'/><category term='In Bruges'/><category term='Southland Tales'/><category term='The Wrestler'/><category term='Sarah Michelle Gellar'/><category term='Gary Oldman'/><category term='Dennis Hopper'/><category term='David Bowie'/><category term='Ölüm Kararı'/><category term='Benicio Del Toro'/><category term='Claire Forlani'/><category term='Chris Fisher'/><category term='Michael Wincott'/><category term='Michael Gambon'/><category term='John Dall'/><category term='Willem Dafoe'/><category term='Pink Floyd: Pompeii&apos;den Canlı'/><category term='James Stewart'/><category term='Farley Granger'/><category term='Ralph Fiennes'/><category term='Clint Mansell'/><category term='Michael Nyman'/><category term='Pandora&apos;nın Kutusu'/><category term='Jeffrey Wright'/><category term='Daveigh Chase'/><category term='Pink Floyd'/><category term='Karanlık Yolculuk'/><category term='Martin McDonagh'/><category term='Brendan Gleeson'/><category term='Onur Ünsal'/><category term='Pink Floyd: Live At Pompeii'/><category term='Christopher Walken'/><category term='Kıyamet Öyküleri'/><category term='Kritik'/><category term='Tim Roth'/><category term='The Cook The Thief His Wife And Her Lover'/><category term='Marisa Tomei'/><category term='Dwayne Johnson'/><category term='Donnie Darko'/><category term='Julian Schnabel'/><category term='Tsilla Chelton'/><category term='Darren Aronofsky'/><category term='Derya Alabora'/><category term='Jake Gyllenhaal'/><category term='Peter Greenaway'/><category term='Aşçı Hırsız Karısı Ve Aşığı'/><category term='Richard Kelly'/><category term='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da'/><title type='text'>Kayıp Otoban</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-6038992779610409370</id><published>2012-01-24T23:35:00.001+02:00</published><updated>2012-01-24T23:36:47.405+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nuri Bilge Ceylan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da'/><title type='text'>Bir Zamanlar Masumduk</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KKEACEYziyI/Tx8YlVJ3OkI/AAAAAAAAAUY/UbERs8ZyxDU/s1600/Bir+Zamanlar+Anadolu%2527da.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" nfa="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-KKEACEYziyI/Tx8YlVJ3OkI/AAAAAAAAAUY/UbERs8ZyxDU/s320/Bir+Zamanlar+Anadolu%2527da.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Bir Zamanlar Anadolu'da&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Geçenlerde yeni doğan yeğenimi görmek üzere özel bir doğum hastanesindeydim. Koridorlarda hemşireler yeni doğmuş bebekleri taşıyorlar, özel korumalı minik sedyelerde. Kimi bebeklerin etrafı dikdörtgen saydam duvarlarla örülmüş, kimilerinin üzerine oval bir cam örtülmüş; adeta akvaryumlarda, fanuslarda yeni geldikleri dünyanın mikroplarından korunan bir sürü bebek. Erken doğan el kadar bebekler var; incinir diye dokunmaya korkarsınız. Belki kendilerince avazları çıktığı kadar bağırıyor, acıya dayanamayıp feryat ediyorlar ama cüsseleri ancak vızıltı çıkarmaya yetiyor o güçsüz ve masum bebeklerin. Kimin olduğunu düşünmeksizin gördüğünüz her bir bebeğe şefkat ve sevgi ile bakıyorsunuz; endişe ediyorsunuz sağlığından ve her bir ailenin mutluluğuna elinde olmaksızın katılıyorsunuz gülümseyen ve umut dolan yüz ifadeleriyle. Yeryüzünde o bebeklerden daha saf, daha masum hiçbir varlık olmadığını hissediyorsunuz sorgulamaksızın. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonra kalbi en kararmış kötü insanların, en vahşi katillerin bile bir zamanlar bebek oldukları aklıma geliyor. Bildiğiniz en kötü insan bile bir zamanlar bebek olarak saflığı temsil ediyor, etrafında kümelenmiş insanların yüreklerini ısıtıyor ve yüzlerini güldürüyordu. Er veya geç o an geliyor ve herkes birer birer masumiyetini yitiriyor. Her yeni doğumda masumiyetini yitirmiş büyükler, masum bebeklere bir camın ardından bakıyor etkilenmiş gözlerle. &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-hyt6AiyAeRQ/Tx8ieNmIzYI/AAAAAAAAAUo/sjWvBgTA7dg/s1600/Bir+Zamanlar+Anadolu%2527da+2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="170" nfa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-hyt6AiyAeRQ/Tx8ieNmIzYI/AAAAAAAAAUo/sjWvBgTA7dg/s400/Bir+Zamanlar+Anadolu%2527da+2.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu düşüncelerle Bir Zamanlar Anadolu’da filmini çağırıyorum zihnime ve Nuri Bilge Ceylan belki de “bir başka yiter Anadolu’da masumiyet” demek istiyor diye düşünüyorum. Film boyunca yaşanan kötülükler karşısında tepkisini koyan sadece baş komiser olsa da zararı sadece kendine dokunanlar veya yalanı sadece kendine söyleyenler de biliyorlar az veya çok masumiyetlerini kaybettiklerini. Bazen muhtarın kızını gördükleri an olduğu gibi saf güzellikten ve el değmemişlikten&amp;nbsp;etkileniyorlar, bazen bir çocuğun öfkesinden. Finalde pencereden ilkokul bahçesindeki çocukları izlemeye başlamadan hemen önce doktorun da bir şeyleri ört pas etmeye çalışması son masumumuzu kaybettiğimiz anlamına gelmesin; o zaten gençlik ve çocukluk fotoğraflarına baktıktan sonra aynaya karşı haykırıyor gözleriyle, saf bir şeylerin özlemini çektiğini. Top oynayan çocukları izleyişi, cıvıltısını dinleyişi boşuna değil. O, baş komiserin düşündüğü gibi görev yaptığı şehirden değil, pencerenin dışındaki masumiyeti görürken pencerenin içindeki yitirilmiş masumiyet alanında olmaktan mutsuz olsa gerek. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ypyA3Ts_yH8/Tx8jc4rSZ2I/AAAAAAAAAUw/NJLte4V8Iv8/s1600/Once+Upon+A+Time+In+America.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" nfa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-ypyA3Ts_yH8/Tx8jc4rSZ2I/AAAAAAAAAUw/NJLte4V8Iv8/s400/Once+Upon+A+Time+In+America.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Masumiyetin çekiciliğini, etkileyiciliğini oyuncusu üzerinde değil de seyirci üzerinde kullanan diğer bir sahne için Sergio Leone’nin Bir Zamanlar Amerika’sına gitmek gerekiyor. Masumiyet eşiğine dair bildiğim bu en etkileyici sahnede Patsy’nin ilk cinsel deneyimini yaşayabilmek için Peggy’ye ücret olarak vereceği pastayı, onu beklerken dayanamayıp yemesi sadece komedi öğesi içerdiği için gülümsetmiyor. Aslında orada bir çocuğun masumiyetini yitirmeye çalışmasına rağmen bunu becerememesine tanıklık ederken şefkat duygularımız da harekete geçiriyor. Yakında bilerek ve isteyerek kötülük yapacağını biliyor olmamıza rağmen belki bir gün daha çocuk kalacak olması seyircinin kalbiyle iletişim kurmanın beyazperdedeki en güzel örneklerinden biri olarak belleklere kazınıyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-6038992779610409370?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/6038992779610409370/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2012/01/bir-zamanlar-masumduk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/6038992779610409370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/6038992779610409370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2012/01/bir-zamanlar-masumduk.html' title='Bir Zamanlar Masumduk'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-KKEACEYziyI/Tx8YlVJ3OkI/AAAAAAAAAUY/UbERs8ZyxDU/s72-c/Bir+Zamanlar+Anadolu%2527da.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-537027697186559158</id><published>2011-06-02T00:44:00.010+03:00</published><updated>2011-06-08T09:52:56.255+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><title type='text'>2010 Sinefil Bellek Raporu</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-nlS3jrUQU44/Te5qGRyvWRI/AAAAAAAAATI/yLW_yQLBF9U/s1600/film-2010-300x210.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 107px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 201px;"&gt;&lt;img border="0" height="103" src="http://1.bp.blogspot.com/-nlS3jrUQU44/Te5qGRyvWRI/AAAAAAAAATI/yLW_yQLBF9U/s200/film-2010-300x210.jpg" t8="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kayıp Otoban, 2010 yılında salonlarımıza konuk olmuş en iyi 20 filmi listeledi. Toplam 252 seçeneğin içerisinde pek çok önemli yönetmenin de eseri yer aldı. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;François Ozon, &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Yuva” (Le Refuge)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; filmi ile Ölüm Üçlemesi’ni bitirdi. Robert Rodriguez, Ethan Maniquis ile beraber yönettiği &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Ustura” (Machete)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; filminde Danny Trejo’nun canlandırdığı popüler Desperado yan karakterinin mirasını yedi. Ridley Scott, &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Robin Hood”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; ile heyecan veren, beklentiye sebep olan isimler listesinden çıkmak için elinden geleni yapmaya devam etti. Jane Campion’un 2009 yılında Altın Palmiye için yarışan filmi &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Parlak Yıldız” (Bright Star)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; kostüm dalında da pek çok ödül adaylığı başarısı sağladı. Vizyona girmeden önce Altın Portakal Film Festivali kapsamında da izlenen &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Aşkım” (Chéri)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;, Stephen Frears çizgisinin altında kaldı. Michelle Pfeiffer'ın yakın plan çekimleri büyülenme etkisi vermekten maalesef uzaktı. Yılın en fazla merak edilen filmlerinden biri olan, özellikle yönetmen koltuğunda Tim Burton’ın oturması dolayısıyla da heyecanlandıran &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Alis Harikalar Diyarında” (Alice In Wonderland)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; ise büyük hayal kırıklıkları yarattı. Nelson Mandela’nın Güney Afrika’ya bir ivme yakalatmak için Dünya Rugby Şampiyonası’nın harika bir fırsat olduğunu düşünmesiyle başlayan başarı hikayesi &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Yenilmez” (Invictus)&lt;/span&gt;,&lt;/em&gt; Clint Eastwood’un yönetmenlik çizgisine uygun ve vasatın üstünde bir film olarak kariyerine eklendi. Pedro Almodóvar, &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Kırık Kucaklaşmalar” (Los Abrazos Rotos)&lt;/span&gt; &lt;/em&gt;ile filmlerini Cannes’da görücüye çıkarmaya devam etti ancak “Yeni Almodóvar filmi” olmaktan öteye geçip hakkında bir şeyler söyleme isteği uyandırmadı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;Yılın en çok konuşulan filmlerinden birine David Fincher imza attı. Konu sosyal medya ve Facebook olunca popülerliği daha proje aşamasında yakalayan &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Sosyal Ağ” (The Social Network)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; genel olarak beğenilmiş ve uyarlama olarak başarılı olmuşsa da Kayıp Otoban’ın gönlü, sosyal medya çılgınlığını üretici Mark Zuckerberg üzerinden değil, kullanıcılar üzerinden perspektife alan bir film seyretmeyi daha çok arzulamaktaydı. Karikatür eseriymişçesine ilk bakışta kendini belli eden karakterlerin, özellikle ses tonu ile alay konusu olabilecek kadar göze batan yüzeysel tiplemelerin varlığı, sosyolojik incelemeler de bulabileceğimiz beklentisiyle izleyip avucumuzu yaladığımız filme yakışmadı. Peter Jackson’ın, 1994 tarihli muazzam filmi “Heavenly Creatures” tadını alarak ve yönetmenin fantastik sinemadaki ustalığına güvenerek güzel duygularla izlemeye başladığımız son filmi &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Cennetimden Bakarken” (The Lovely Bones)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;, tadı kaçan duygu bombardımanı, nihayete ermek bilmez final arayışları ve ilahi adalet takıntısı ile zihinlerimizden akıp gitti. Sinemaya yeni bir soluk katarak hızlı bir yükseliş yaşadıktan sonra kendini tekrar edip duran, kurgu ve anlatım tekniğinin bir karış ilerlemediği sinir bozucu bir isme dönüşen Guy Ritchie, &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Sherlock Holmes”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ile zincire bir halka daha ekledi. Ancak film, eğlence ve aksiyon yönünden zengin oluşu sebebiyle popcornlarımızı yerken güzel vakit geçirmemize yardımcı oldu. &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Kim Kiminle Nerede?” (Whatever Works)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; filminde Woody Allen’ın kanıksadığımız tüm özellikleri Larry David’in bedeninde de başarıyla hayat buldu. &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Hayata Çalım At” (Looking For Eric)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ile Ken Loach, heybetli bir Eric Cantona posterinden yola çıkarak karakter falı baktı ve öyle manalar, öyle nitelikler çıkardı ki; 15 sene önce çekilseydi Eric Cantona’nın ihtiyaçtan böyle bir film ısmarladığına dair şüpheler uyanabilirdi. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;Bir yönetmen olarak Ben Affleck, ikinci filmi &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Hırsızlar Şehri” (The Town)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ile oyunculuk kariyerinden daha fazla heyecan veren bir isim haline dönüşmeye başladı. Tom Ford’un hemen herkes tarafından başarılı bulunan ilk filmi &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Tek Başına Bir Adam” (A Single Man)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; özellikle Colin Firth’ün oyunculuğu ve görüntü yönetimindeki başarısı ile alkışı da hak etti. Rob Marshall’ın Federico Fellini başyapıtı 8½’u müzikalleştirdiği &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Nine”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; filmi Daniel Day-Lewis, Marion Cotillard, Penelope Cruz, Nicole Kidman, Kate Hudson, Judi Dench, Sophia Loren’li kadrosuyla iştah kabartırken günümüze mi uyarlandığı yoksa aynı dönemde mi kalındığı ya da Hollywood’a mı uyarlandığı yoksa asıl topraklarına sadık mı kalınmaya çalışıldığı anlaşılamayan, güzel bölümler içermesine karşın bütünde hakimiyet sağlanamamış hissi veren haliyle kararsızlıklar yarattı. 1998 tarihli “Hayat Treni” (Train de Vie) ile herkesin sempatisini kazanmış yönetmen Radu Mihaileanu, &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Paris’te Son Konser” (Le Concert)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; ile yine sıcak bir hikaye sunup gülümseme yaratsa da çıtayı yükseltemediği gibi senaryosu fazla zorlama olduğu için hafızalara kazınan bir eser bırakamadı. Kirk Jones’un filmi &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Herkesin Keyfi Yerinde” (Everybody’s Fine)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; keyifli bir uyarlama olarak vasatın altında kalmazken Harald Zwart’ın &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“The Karate Kid”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; uyarlaması ise oldukça farklı ve yine keyifliydi. Helen Mirren ve Christopher Plummer'a Oscar adaylığı getiren &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Aşkın Son Mevsimi” (The Last Station)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;, Kanada’dan gelen bol ödüllü bir ilk film &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Annemi Öldürdüm” (J’Ai Tué Ma Mère)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;, Altın Palmiye sahibi Tayland filmi &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor” (Loong Boonmee Raleuk Chat)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;, Lee Daniels’ın çarpıcı ve acı dramı &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Acı Bir Hayat Hikayesi” (Precious)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;, bu kez 3. boyuta kavuşan başyapıt animasyonun devamı &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Toy Story 3” (Oyuncak Hikayesi 3)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;, kapalı alan geriliminde son nokta &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Toprak Altında” (Buried)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; yılın diğer dikkat çeken filmleri olarak akıllarda kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Türk Sineması açısından bakıldığında &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;em&gt;“Eyyvah Eyvah”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; seyircilerin gönlünde taht kurdu. Cem Yılmaz, kendi projesi &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Yahşi Batı”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; ile değil, &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Av Mevsimi”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; filmindeki oyunculuğu ile takdir topladı. Ne var ki aynı alkışı filmin bütünü hak edemedi. Altın Portakal galibi &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Çoğunluk”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Kara Köpekler Havlarken”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; filmleri de beğeni kazanırken Erkan Can’ın uzun zamandır ardı ardına ufak ve benzer rollerde görünmeye devam etmesi mutsuzluk vermeye başladı. Selim Demirdelen’in psikolojik dramı &lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Kavşak”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; da izlenmesi gereken filmlerimizden bir diğeriydi.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Ve geçiyoruz listemize...&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-7sbCvkSKfdE/TeZdK7vFL1I/AAAAAAAAARs/HEmmgttqSZ0/s1600/Stone.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-7sbCvkSKfdE/TeZdK7vFL1I/AAAAAAAAARs/HEmmgttqSZ0/s200/Stone.jpg" t8="true" width="134" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;20. “Şantaj” (Stone)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert De Niro ve Edward Norton’ın başarılı oyunculukları ile yükselen bu John Curran psikolojik gerilimi, süresi boyunca ilgiyi ayakta tutarak yılın başarılı yapımlarından biri olarak öne çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-RRaRkiDBZg4/TeZeXX0cQCI/AAAAAAAAARw/Qkd5vANuQSQ/s1600/Das+Weisse+Band.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-RRaRkiDBZg4/TeZeXX0cQCI/AAAAAAAAARw/Qkd5vANuQSQ/s200/Das+Weisse+Band.jpg" t8="true" width="141" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;19. “Beyaz Bant” (Das Weiße Band / The White Ribbon) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ahlaki kurcalamalarına geçmişe giderek devam eden Michael Haneke son filminde harika siyah beyaz görüntü çalışmasıyla mest ederken uzun süresi ve temposuyla sıkılgan ruhlara elde sıkılan çamaşırmış hissiyatı verebilir. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-PDO9zcNw2EQ/TeZexpM65LI/AAAAAAAAAR0/lycdAfCgK1Q/s1600/Antichrist.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-PDO9zcNw2EQ/TeZexpM65LI/AAAAAAAAAR0/lycdAfCgK1Q/s200/Antichrist.jpg" t8="true" width="145" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;18. “Deccal” (Antichrist)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yaşadığı ağır travma sonrası yolculuğa çıkarak korkularıyla yüzleşmeye çalışan çiftin vardığı noktaya tanık olmak izleyiciyi de hayli zorladı. Önceden beri izleyicinin ruhunu kemirmeyi seven yönetmen ayrıca görüntü çalışmasıyla Andrei Tarkovsky eşiğini yakalamaya çalıştı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-b-wQwLWZbL8/TeZfRcyNhbI/AAAAAAAAAR4/oC6WrTP6mS4/s1600/Moon.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-b-wQwLWZbL8/TeZfRcyNhbI/AAAAAAAAAR4/oC6WrTP6mS4/s200/Moon.jpg" t8="true" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;17. “Ay” (Moon)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Sam Rockwell’in sırtlayıp götürdüğü Duncan Jones filminde yapay zekanın iyi niyetli olmasından başka orijinallik yoktu aslında. Ancak psikolojik bilim-kurgu severler için keyifle izlenen başarılı bir denemeydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-N_IqzVKk_3c/TeZfuQp5r5I/AAAAAAAAAR8/SM04gY97UpU/s1600/The+American.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-N_IqzVKk_3c/TeZfuQp5r5I/AAAAAAAAAR8/SM04gY97UpU/s200/The+American.jpg" t8="true" width="130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;16. “Centilmen” (The American)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük isimlerin fotoğrafçısı, başarılı klip yönetmeni Anton Corbijn daha önce fotoğrafçılığını da yaptığı Joy Division grubunun vokalisti Ian Curtis üzerine yarı belgesel olan “Control” ile yönetmenliğe soyunup harika bir film ortaya koyduktan sonra George Clooney’in de desteğiyle bu yöndeki kariyerine daha iddialı ve farklı bir projeyle devam etti. “Control” kadar parlak sonuçlar vermese de anlatım tarzı ve kadrajlardaki başarısı gözlerden kaçmadı.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QCDwloQS2es/TeZgFCAwY-I/AAAAAAAAASA/Tfx-u9T5leI/s1600/L%2527Illusionniste.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-QCDwloQS2es/TeZgFCAwY-I/AAAAAAAAASA/Tfx-u9T5leI/s200/L%2527Illusionniste.jpg" t8="true" width="147" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;15. “Sihirbaz” (L’Illusionniste / The Illusionist)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacques Tati’nin senaryosunu animasyon olarak perdeye taşıyan Sylvain Chomet’ye sonsuz teşekkürler. Doğrudan yüreklere hitap eden film her Tati eseri gibi herhangi bir lisan bilmeye ihtiyaç bırakmazken Les Triplettes de Belleville’den sonra başarısını devam ettiren Chomet, adeta Tati’ye yeniden hayat verdi.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Z0NCeHV6Vuo/TeZgkrwdqLI/AAAAAAAAASE/SEEDW35qLLc/s1600/A+Serious+Man.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-Z0NCeHV6Vuo/TeZgkrwdqLI/AAAAAAAAASE/SEEDW35qLLc/s200/A+Serious+Man.jpg" t8="true" width="129" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;14. “Ciddi Bir Adam” (A Serious Man) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Eğlence yüklü yada sansasyonel bir hikayesi olmasa da buram buram Coen Kardeşler kokan bir film izledik. Hakiki Coen karakterlerinden biri ile daha tanıştık ve hayatına ansızın girip ansızın kaybolduk. Ve yine dingin devam eden hayatının kırılma anlarına tanık olduk. Her zamanki gibi enfes bir deneyimdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-_7k4kJS4KJ0/TeZksAQkjbI/AAAAAAAAASI/Buvc_kp3XpY/s1600/Let+The+Right+One+In.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-_7k4kJS4KJ0/TeZksAQkjbI/AAAAAAAAASI/Buvc_kp3XpY/s200/Let+The+Right+One+In.jpg" t8="true" width="134" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;13. “Gir Kanıma” (Låt Den Rätte Komma In / Let The Right One In) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tomas Alfredson’un 2008 tarihli, şanı kendinden önce gelen filmini geç de olsa seyretme şansına kavuştuk. Vampir filmleri kataloğuna belki de en duygusal yaklaşımı katan yapım, merak ve gerilim duygusundan çok sevgi ve fedakarlık ekseninde gezerek farklılık yarattı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-yWYQWM6S93c/TeZlJb2dzQI/AAAAAAAAASM/4kwu-t0EKiI/s1600/Up+In+The+Air.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-yWYQWM6S93c/TeZlJb2dzQI/AAAAAAAAASM/4kwu-t0EKiI/s200/Up+In+The+Air.jpg" t8="true" width="145" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;12. “Aklı Havada” (Up In The Air) &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hem eğlence amacı güden sinema severleri, hem de sinefilleri memnun etmeyi başaran Jason Reitman, finale kadar sürükleyen, bir an olsun ilgiyi kaybetmeyen bir romantik dram kotardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Nf-jIqiER7o/TeZlpR8IMhI/AAAAAAAAASQ/Z9Ws30NKJGk/s1600/How+To+Train+Your+Dragon.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-Nf-jIqiER7o/TeZlpR8IMhI/AAAAAAAAASQ/Z9Ws30NKJGk/s200/How+To+Train+Your+Dragon.jpg" t8="true" width="133" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;11. “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin” (How To Train Your Dragon)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Pixar’ın gölgesi altında yıllardır bocalayan ve hayvanlar aleminden seçerek betimledikleri şaklaban karakterlere kaba espriler yaptırmaya ısrarla devam eden DreamWorks nihayet doğru yolu buldu ve bulmakla kalmayıp şimdilik 2010 yılı için Pixar’ın bileğini bükmeyi başardı. Ejderha avcısı Vikingler arasında farklı bir çocuk olan Hiccup’ın ejderhalarla ilişkisi ve hikayesini hem duygusal, hem sürükleyici, hem de eğlenceli bir film olarak başarıyla kotaran yönetmenler Dean DeBlois ve Chris Sanders, DreamWorks’e alkışı hak ettirdiler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LAHjy7l6uSk/TeZmAzhzX9I/AAAAAAAAASU/VmIkQ7xpRTc/s1600/Away+We+Go.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-LAHjy7l6uSk/TeZmAzhzX9I/AAAAAAAAASU/VmIkQ7xpRTc/s200/Away+We+Go.jpg" t8="true" width="129" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;10. “Uzaklara Gidelim” (Away We Go)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Her yeni filmi ile kariyerini güçlendiren, günümüzün az sayıdaki boşu yok yönetmenlerinden Sam Mendes bu küçük çaplı, bağımsız tadındaki filmi ile başta şaşırtsa da yine başarılı bir iş çıkardı. Burt ve Verona’nın hamilelik döneminde destek bulmak amacıyla başladıkları ancak hayal kırıklıkları yaşayarak kapı kapı, hatta şehir şehir dolaşmak zorunda kaldıkları yolculuklarını izlerken yüzleştiklerimiz buruk gülümsemelere yol açtı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-o046IQLqhjk/TeZme5GZRtI/AAAAAAAAASY/9cPRN5bzfUY/s1600/Shutter+Island.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-o046IQLqhjk/TeZme5GZRtI/AAAAAAAAASY/9cPRN5bzfUY/s200/Shutter+Island.jpg" t8="true" width="141" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;9. “Zindan Adası” (Shutter Island)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;En kötü filmi bile iyi çekeceği su götürmez yönetmen Martin Scorsese’den gizem dolu bir psikolojik gerilim. Leonardo Di Caprio’nun canlandırdığı karakterin çözümlenmesi üzerine kurulu senaryo, filmin ilk yarısını başka gözle, ikinci yarısını bambaşka gözle izlememize sebep oldu. Ayrıca Scorsese’nin Di Caprio ile çalışma ısrarı devam ederken aktör, Revolutionary Road’da sınıf atlattığı harika oyunculuğunu bu filmle de devam ettirdi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-S57RTsPfl1E/TeZnK7MPEVI/AAAAAAAAASc/a8W1o7C3xW4/s1600/The+Imaginarium+Of+Doctor+Parnassus.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-S57RTsPfl1E/TeZnK7MPEVI/AAAAAAAAASc/a8W1o7C3xW4/s200/The+Imaginarium+Of+Doctor+Parnassus.jpg" t8="true" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;8. “Dr. Parnassus” (The Imaginarium Of Doctor Parnassus)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Fantastik sinemanın önde gelen iki isminden Tim Burton hayal kırıklığı yaratınca akabinde vizyona giren Terry Gilliam filmine odaklandık. Heath Ledger’ın ansızın ölümü ile yarım kalan filmi tamamlamak için Gilliam’ın bulduğu formüle şapka çıkardık. Bu formülle filme dahil olan Johnny Depp, Colin Farrell ve Jude Law’ın kariyerinin zirvesinde yaşama veda eden Ledger ile aynı karaktere can verdiği film başladığı noktadan farklı bir noktaya gelmiş olsa da tamamlanmış olmasına ve bu filmin Ledger’in son filmi olarak sinema severler ile paylaşılmasına sevindik. Tıkanmış zihinlerde yelken açmayı seven Gilliam bu kez Parnassus’un aynasını kullanarak saklı derinlere inip şahsına münhasır filmlere bir yenisini eklemiş oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-01ylNGSCYYE/TeZnpzwOdlI/AAAAAAAAASg/I6hxjHFVVok/s1600/The+Box.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-01ylNGSCYYE/TeZnpzwOdlI/AAAAAAAAASg/I6hxjHFVVok/s200/The+Box.jpg" t8="true" width="135" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;7. “Kutu” (The Box)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Donnie Darko ile ilk filmden zirveye çıkmış olmanın cilvesini yaşayarak herkesi memnun edemeyen Richard Kelly, gizem ve kader kelimelerinin sözcüsü olmaya devam ediyor. Finalde vardığı nokta ile hikayenin ucunu kaçırsa da Lewis ailesini karşı karşıya bıraktığı durumun ağırlığı, yarattığı atmosfer ve filmle beraber seyirciyi de düşünmeye sevk etmesi açısından unutulmaz bir zaman dilimi yaşattı bizlere Kelly.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XlwwIrLiBBU/TeZoKlyYIJI/AAAAAAAAASk/1gnFJXscGgY/s1600/Chaser.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-XlwwIrLiBBU/TeZoKlyYIJI/AAAAAAAAASk/1gnFJXscGgY/s200/Chaser.jpg" t8="true" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;6. “Ölümcül Takip” (Chugyeogja / Chaser)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Kore son zamanlarda Uzak Doğu’nun sinema yıldızı olarak parlamaya devam ediyor. Na Hong-Jin’in 2008 tarihli ilk filmi polisiye gerilim türüne adeta tepeden indi. İzledikçe insanı kıvrandıran, sinirlerini oynatan filmde gözümüzü bir an olsun ekrandan çeviremezken bu sinema olayı karşısında büyülenme faslını ise ancak bir iki gün sonra yaşayabildik. Çünkü filmin etkisinden kurtulmak kolay olmadı. &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-aPvwUp2yA20/TeZotn6d_VI/AAAAAAAAASo/GJS5tOTFuSw/s1600/El+Secreto+De+Sus+Ojos.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-aPvwUp2yA20/TeZotn6d_VI/AAAAAAAAASo/GJS5tOTFuSw/s200/El+Secreto+De+Sus+Ojos.jpg" t8="true" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;5. “Gözlerindeki Sır” (El Secreto De Sus Ojos / The Secret In Their Eyes)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Yılın en iyi yabancı dilde film Oscar’ını da alan Juan José Campanella filminin ödülü sonuna kadar hak ettiği aşikar. Düşündüğünüz zaman hayret edilecek bir tarafı olmasa da nakış gibi işlenmiş senaryosu, gösterişsiz ama tam kıvamında oyunculukları ve insanı avucunun içine alan anlatımıyla ışık saçan film kusursuzluk örneği olarak tekrar tekrar izlenmek istenecek kadar başarılıydı. &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-IQasHyU31vE/TeZpMxgjZvI/AAAAAAAAASs/bHxsr0GIIOU/s1600/Eden+Is+West.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-IQasHyU31vE/TeZpMxgjZvI/AAAAAAAAASs/bHxsr0GIIOU/s200/Eden+Is+West.jpg" t8="true" width="146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4. “Cennet Batıda” (Eden à L'Ouest / Eden Is West)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Costa-Gavras öyle bir film çekti ki, adeta Şarlo’nun göçmenlik hikayesini 93 sene sonrasına taşıdı. Riccardo Scamarcio’nun başarılı oyunculuğuna yüklenen Şarlo özellikleri, senaryoya yedirilen Şarlo gagları ve enerjisi, kahramanımızın dil bilmeme, yordam bilmeme şanssızlığı ile birleşince sessiz komedinin efendisini tekrar izliyormuşçasına mutluluk duyduk, güldük, hüzünlendik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lYtGZOT2K0o/TeZrRka-r1I/AAAAAAAAASw/5_1xo_9rrKU/s1600/A+Brand+New+Life.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-lYtGZOT2K0o/TeZrRka-r1I/AAAAAAAAASw/5_1xo_9rrKU/s320/A+Brand+New+Life.jpg" t8="true" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3. “Yepyeni Bir Hayat” (Yeo-Haeng-Ja / A Brand New Life)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yine çok başarılı bir Güney Kore sineması örneği olan Ounie Lecomte’nin yazıp yönettiği filmde Jinhee’nin evlat edinme yurdunda yaşadıklarına, yetimliği kabul edebilme sürecinin sancılarına, isyanına, umuduna, öfkesine, pes edişine, her şeyine duyarsız kalmak, içlenmemek, empati kurmamak imkansız. Yönetmenin yaşanmışlıklarının da desteğiyle yakaladığı gerçekçi unsurlar ile sempati beslediğimiz Jinhee’nin deneyimlerini sevgi ile benliğimize katarken yaşanan burukluğun, ruhi çalkalanmaların etkisinden kurtulmak kolay değildi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/--aThJDbMK6g/TeZr2hNtnDI/AAAAAAAAAS0/uEnyi00zc0k/s1600/Inception.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/--aThJDbMK6g/TeZr2hNtnDI/AAAAAAAAAS0/uEnyi00zc0k/s320/Inception.jpg" t8="true" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2. “Başlangıç” (Inception)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yılın en sevilen, en çok konuşulan ve alkışı hak eden Christopher Nolan filminin büyüsüne kapılmamak imkansız. Belki de The Matrix’ten bu yana yazılan en etkileyici fantastik hikaye herkesi teslim aldı. Tek burun kıvırabileceğimiz nokta, uyku aşamasının 3. katmanında karlı dağlarda gerçekleşen aksiyonun filmde keskin bir görsel değişiklik yaratması ve bölüm içindeki mantıksal sorgulamalara cevap düşünürken yaşanan muğlaklıktı. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-lKsrqxEPmDI/TeZseXVGM_I/AAAAAAAAAS4/tuzksi0Xb-U/s1600/Kosmos.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-lKsrqxEPmDI/TeZseXVGM_I/AAAAAAAAAS4/tuzksi0Xb-U/s320/Kosmos.jpg" t8="true" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1. “Kosmos”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Reha Erdem sessiz ve derinden sinemamızın baş yapıtlarını üretmeye devam ediyor, yeterince reklamı yapılmasa da, konuşulmasa da… 2009 Altın Portakal Film Festivali’nin de galibi olan filmde Erdem, Kars’da yarattığı atmosferle adeta uzay boşluğunda, bağımsız bir kara parçası üzerinde yaşayan küçük bir topluluk seyrettiğimiz hissini yaratıyor. Sermet Yeşil’in sinemamız adına cesur ve yenilikçi oyunculuğuyla can verdiği Kosmos karakteri ise kuyruklu yıldız misali topluluğun içine düşerek bu küçük evrenin dengesini bozuyor. Zaten ses tasarımı konusunda ülkemizin bayrağını taşıyan yönetmen Erdem, filmin her şeyi olan atmosferi tamamlamak için yeryüzündeki en uygun isimle işbirliği yaparak A Silver Mount Zion’u kullanıyor. Yapılan o kadar röportaj içerisinde bu işbirliği kararının nasıl verildiği ve grubun nasıl ikna edildiği hakkında tek soru okumamak da elbette aynı heyecanı medyanın paylaşmadığı hissine kapılmamıza sebep oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-537027697186559158?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/537027697186559158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2011/06/2010-sinefil-bellek-raporu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/537027697186559158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/537027697186559158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2011/06/2010-sinefil-bellek-raporu.html' title='2010 Sinefil Bellek Raporu'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-nlS3jrUQU44/Te5qGRyvWRI/AAAAAAAAATI/yLW_yQLBF9U/s72-c/film-2010-300x210.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-1701061509036994277</id><published>2010-04-13T22:23:00.008+03:00</published><updated>2011-06-01T14:41:22.795+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Chris Fisher'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jake Gyllenhaal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='S. Darko'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Richard Kelly'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Daveigh Chase'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darren Aronofsky'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Donnie Darko'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karanlık Yolculuk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mickey Rourke'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Wrestler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marisa Tomei'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><title type='text'>Kayıp Kuşak Üyesi Donnie'nin Kimliğini Bulamamış Kardeşi Samantha</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TB4Dpik2I/AAAAAAAAAOk/c5cJLiipDk0/s1600/S.+Darko+1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 311px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 231px;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TB4Dpik2I/AAAAAAAAAOk/c5cJLiipDk0/s320/S.+Darko+1.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;S. Darko&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Donnie Darko filminde fantastik olayların, gizemin, kuantum fiziğinin ve kader olgusunun ardında gelişen olaylara, seçilen dönem itibariyle kuşak çatışması olarak bakmak da mümkün. Muhtemelen 1970’lerin ilk yıllarında doğan ve filmin geçtiği 1988 yılı itibariyle kolej öğrencisi olan genç Donnie’nin (Jake Gyllenhaal) ebeveyn ve büyüklerince aykırı görünen halleri, onun ait olduğu kayıp kuşağın buhranlarının ve görüş farklılıklarının birer örneği varsayılabilir. Donnie’nin, Şirinler sempatisini yıkmaya çalıştığı ya da öğretim mantığına karşı savaştığı anlarda olduğu gibi, bir önceki kuşak tarafından benimsenmiş ve dayatılmış fikirlerle sorunları, filmi bir Gen-X sineması örneği olarak da kabul etmek için yeterli donanıma sahip kılıyor. 1980’lerin sonunda filizlenmeye başlayıp 1990’ların başında patlayan kayıp gençlik grubuna belki de kendi kasabasında ve kendi halinde dahil olan Donnie’nin, yaşama devam edebilmesi halinde Grunge akımı ile tanışacağı ve içinde yer alacağı öngörülebilir bir durum olurdu. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Mevcut yaşam tarzı, kabuğundan çıkmaya çalışan yeni kuşak için sorun olduğu gibi, gelen kuşakla beraber zorunlu olarak pek çok şeyin değişmesi de önceki kuşağı bekleyen bir sıkıntı. Bunun örneğini de yakın zamanda Darren Aronofsky’nin The Wrestler (Şampiyon) filminde izledik. Randy (Mickey Rourke) ve Cassidy (Marisa Tomei) 80’lerden kalma bir şarkıyı dinler ve eğlenirken, egemenliğin yeni kuşağın eline geçişine duydukları memnuniyetsizliklerini aralarında geçen şu diyalogla gayet içten ve özetleyici bir biçimde ortaya koymuşlardı: &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TDYLpEFVI/AAAAAAAAAO0/X5CPslLvAs4/s1600/The+Wrestler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="246" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TDYLpEFVI/AAAAAAAAAO0/X5CPslLvAs4/s400/The+Wrestler.jpg" width="400" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Randy:&lt;/span&gt; Kahretsin, artık böyle şarkılar yapmıyorlar.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Cassidy:&lt;/span&gt; Lanet 80’li yıllar en güzeliydi.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Randy:&lt;/span&gt; Guns N’ Roses muhteşemdi.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Cassidy:&lt;/span&gt; Kesinlikle ve Def Lepp.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Randy:&lt;/span&gt; Ve sonra o Cobain korkağı çıkıp işleri berbat etti.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Cassidy:&lt;/span&gt; Sanki güzel vakit geçirmek suçmuş gibi.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Randy:&lt;/span&gt; Lanet 90’lardan nefret ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Cassidy:&lt;/span&gt; 90’lar lanet berbattı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Randy:&lt;/span&gt; 90’lar lanet berbattı.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kurt Cobain’in Twin Peaks gibi bir kasabada büyümüş olduğu kafamda canlanır. Özellikle Amerikan Bağımsız Sineması'nın 80’ler kasabalarında bunalmış gençleri meşhurdur. Yeni gelen kuşaklarla beraber hayatın neredeyse kökten değişimi büyük şehirlerde, metropollerde daha az sorunlu ya da sorunsuz olabilirken kasabalarda, banliyölerde bu değişimin ilk adı asilik olur ve bu damganın kalkması sıkıntılı bir süreç gerektirir. Genellikle bu konuda incelemeye ve anlatmaya değer hikayelerin geçtiği kasabalara kamerasını yerleştiren yönetmenler buralardaki hayatın, ilişkilerin ve yapının içine girerek gençlerdeki buhran sebeplerini de ortaya dökerler. Kuşakların hayata bakış açılarını ve hislerini aktarmayı da severler; hatta kimisi kendini bu konuya adamış görünür. Başarılı olanlar, tüm sinemaseverlerce unutulmaz veya bir kitle (genellikle ilgili kuşak) tarafından aşırı sahiplenilmiş eserler bırakırlar. Kısacası sinemanın önemli konularından biridir kuşaklar ve çatışmalar. Ortalama 10–15 yıllık süreçlerde değişen jenerasyonların sanata ve hayatın her alanına etkileri sinemanın gözünden kaçmayacak kadar büyük, sosyal bir olay. Ve bu sancılı süreçler yaşanmaya devam ederken belki bir on yıl sonra bugünün gençlerinin Gen-Y sinemasını kabul ettirecekleri ve kendi sorunlarını anlatan filmler çekecekleri de muhtemel bir durum. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Richard Kelly’nin hayat verdiği Darko ailesinde özellikle Donnie, ilgiye değer, özenle oluşturulmuş bir karakterdi. Bizler 2001 tarihli filmde ailenin 1988’de yaşadıklarına şahit olmuştuk. Aradan 7–8 sene geçtikten sonra video piyasası pek çok özel ilgi gören filmde yaptığı gibi Darko ailesinin de peşini bırakmadı. Yönetmenliğini Chris Fisher’ın yaptığı ve orijinal filmdeki Daveigh Chase’in yine aynı karakteri canlandırmak için kamera karşısına geçtiği S. Darko, ‘ailenin küçük kızı Samantha’nın hikayesi’ bahanesi altında hem içi boş, hem de taklitçi bir anlayışla Donnie Darko severleri tavlamayı bekliyor. Artık istisnasına bile rastlamanın mümkün olamadığı üzere tabi ki orijinal hikayeye bir şeyler katamıyor ve güzel bir devam filmi seyretmenin keyfine varılamıyor. An geliyor, Kelly’nin kamera hareketlerinin bile taklit edilmiş olduğu hissiyle dolup taşıyoruz. Orijinal filmde anlatımı destekleyen efektleri de aynen kullanmak isteyen filmin sorumluları belli ki alelade serpiştirme yoluna gitmiş. Donnie yangın mı çıkarmıştı, Samantha da çıkarmaz mı? Samantha partisiz kalır mı? O da sinemaya girmez mi? Canım, jet motoru düşmez tabi iki kere, bu sefer de meteor düşsün. Ancak sevilen insanı geri getirme arzusunun biraz dozu kaçmış durumda. Herkes birbirini geri getirme derdinde; giden geri geliyor… &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TC-TI3HcI/AAAAAAAAAOs/uE9KmlYl4L0/s1600/S.+Darko+2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="255" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TC-TI3HcI/AAAAAAAAAOs/uE9KmlYl4L0/s400/S.+Darko+2.jpg" width="400" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hepsinden önemlisi Samantha karakterinin yeterince özenilmemiş olması. Donnie’nin buhranı ile karşılaştırınca Samantha’nın iç dünyası ve yolculuğu tamamen havada kalıyor. Onu farklı göstermek için yaşıtlarına göre daha anlayışlı ve bilinçli olduğunu fark ettirmek dışında herhangi bir karakter yüklemesi yok denecek seviyede. Bir filmi iyi yapan özelliklerin başlarında geliyor karakter oluşturmak, tamamlamak ve onu ete kemiğe büründürmek. Donnie Darko’dan aldıkları&amp;nbsp;yan karakterin üzerine bir şey koyma gereği duymamış senaristler ve Samantha’nın bir ana karakter olması için çaba göstermemişler. Halbuki Richard Kelly’nin seçtiği 1988 yılının bile ne kadar önemli bir detay olduğunu atlamamak lazım. Donnie’nin Echo &amp;amp; The Bunnymen veya Joy Division dinlediğine inanırız ancak Samantha’nın Dead Can Dance veya Cocteau Twins dinlediğine inanmak mümkün değil. Kısacası zayıf karakterlerine, zayıf senaryosuna bir de oldukça kolaycı bir finalle nokta koyan filmi nispeten hatırı sayılır müzik seçimi haricinde unutmaya çalışmak lazım. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-1701061509036994277?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/1701061509036994277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/04/kayp-kusak-uyesi-donnienin-kimligini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/1701061509036994277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/1701061509036994277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/04/kayp-kusak-uyesi-donnienin-kimligini.html' title='Kayıp Kuşak Üyesi Donnie&apos;nin Kimliğini Bulamamış Kardeşi Samantha'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S8TB4Dpik2I/AAAAAAAAAOk/c5cJLiipDk0/s72-c/S.+Darko+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-8867866581660760385</id><published>2010-03-16T22:24:00.009+02:00</published><updated>2011-06-01T14:44:04.149+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osman Sonant'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Onur Ünsal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Övül Avkıran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pandora&apos;nın Kutusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Derya Alabora'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeşim Ustaoğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tsilla Chelton'/><title type='text'>Açtırma Kutuyu, Söyletme Kötüyü!</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_niO-tqcI/AAAAAAAAAKM/MLwjIUs9Bxg/s1600-h/Pandoranin+Kutusu+1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 311px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 228px;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_niO-tqcI/AAAAAAAAAKM/MLwjIUs9Bxg/s320/Pandoranin+Kutusu+1.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Pandora’nın Kutusu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kendi halimizde, kendi sorunlarımızın altında ezilerek yaşayıp gidiyoruz modern insanlar olarak. Bir başkasına ya da bir şeye katkıda bulunmanın çok zor geldiği zamanlardayız. Her yerde problemler, herkeste tasalar; kendimiz de seviyoruz sakız gibi çiğnemeyi… Bir noktaya kadar savaşıyoruz da; dirayet gösteriyoruz ama karakterlerimiz ile ilintili olarak kimimizin yükü ağır geliyor, kimimiz kaldıramayacağı yükün altına giriyor. Eninde sonunda çekiliyoruz kabuğumuza, gittikçe fazlalaşan yığınlar halinde. Kalabalık içinde yalnız insanlar olarak duvarlarımızı örmeye başlıyoruz kat kat. Kapıları, pencereleri kapatıp huzur fışkırmasını umduğumuz kafesler döşüyoruz, kimi lüks kimi sade. Sevgi dışarıda, bencillik içeride…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yeşim Ustaoğlu’nun açtıracağı kutu üç kardeşe, Nesrin (Derya Alabora), Güzin (Övül Avkıran) ve Mehmet’e (Osman Sonant) emanet. Kardeşlik bağları, hayatta olan annelerinin varlığından ibaret kardeşler. Ayrı dünyalarda yaşamaya devam ederlerken, köyünde yalnız olan anneleri Nusret’in (Tsilla Chelton) kaybolması onları bir arabaya sıkıştırıyor. Kapıların açılıp çarpılması çok da uzun sürmüyor. Ve Alzheimer hastası anneleriyle şehre döndüklerinde Pandora’nın Kutusu ardına kadar açılıyor; bütün kötülükler açığa çıkıyor…&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Ustaoğlu’nun filmi sevgisizliğe, anlayışsızlığa ve kabuğuna çekilmişliğe dikkat çekerken aslında nasihatçi bir konuma da düşüyor. Üç kardeşin de ayrı ayrı erdemsizliklerini, iradesizliklerini ve kişiliklerini ortaya dökme planına dayalı senaryoda neredeyse her sahne ‘bir musibet bin nasihatten iyidir’ kıvamında. Neyse ki, kimse ‘yoğurdum ekşi’ demeyeceği için bu bir sorun teşkil etmiyor. Ancak Ustaoğlu, ne kimseyi kimseden üstün tutuyor, ne de karalama yoluna gidiyor. Üç farklı karakterin farklı yaşamlarını ve farklı sorunlarını süzerek bir kusurlar demeti sunuyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_nz_dFwhI/AAAAAAAAAKU/k3zR9Tz1Uag/s1600-h/Pandoranin+Kutusu+4.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_nz_dFwhI/AAAAAAAAAKU/k3zR9Tz1Uag/s400/Pandoranin+Kutusu+4.jpg" vt="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_n-ue9W6I/AAAAAAAAAKk/ef9ID9uvXBk/s1600-h/Pandoranin+Kutusu+3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_n-ue9W6I/AAAAAAAAAKk/ef9ID9uvXBk/s400/Pandoranin+Kutusu+3.jpg" vt="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Seyirciden, hisse çıkarması beklenen kıssalar zinciri filmle beraber başlıyor. Yeşim Ustaoğlu seyirciye iletişimin altın noktalarını hatırlatıyor. Uyumlu olabilir misin diye soruyor. Şehirden uzakta bir köy lokantasında, kendini rahat hissedip topluluğa dahil olabilir misin, yoksa yabancılaşır ve kabuğuna mı çekilirsin? Bir de üstüne hor görüp böbürlenir misin? Daha önce yediğin kazıklar güven duygusunu, güvenme ihtiyacını tümden ortadan mı kaldırmalı diyerek kızıyor mesela. Belki prensipli olmamakla suçluyor bizleri. Hayata karşı dik duramamakla, eğilip bükülmekle suçluyor. Anlayışlı olamadığımız için çok sinirleniyor. Anlayışlı olabilmek karşımızdakini anlayabilmeyi gerektirir. Buna çaba göster(e)mediğimiz için başımızı önümüze eğmemiz gerekiyor. Dokunmanın önemini hafife alanlara da kızıyordur belki; iki yabancı olarak evlilik sürdürmenin kaçıştan ibaret olduğunu fark edemeyenlere… Sonra bir de kontrol etme, hakim olma hastaları var. Sıkmanın, boğmanın insanları kaçıracağını düşünemeyenler var. Sorunu olduğunda sorumluluk almaktan kaçacak kadar bencil insanlar da var. En zor geleni de sabırlı ve şefkatli olabilmek, ne kadar zor bir şey değil mi? Hele uzlaşabilmek ne mümkün!&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_oG_jpESI/AAAAAAAAAKs/ifXU8jMF1d8/s1600-h/Pandoranin+Kutusu+2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_oG_jpESI/AAAAAAAAAKs/ifXU8jMF1d8/s400/Pandoranin+Kutusu+2.jpg" vt="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Nusret annenin hastalığı ve konumu karşısında, kardeşlerin karşı karşıya kaldığı durumlar ve verdikleri tepkileri ölçerken dikkatimizi bir başka karakter çekiyor. Nesrin’in oğlu Murat’ın (Onur Ünsal) anneannesi ile diyaloğu ve davranışları, sevgisizliğin büyüdükçe artan bir unsur olduğunu ortaya koyar gibi. Kardeşlerin beceremediğini doğallığıyla becerebilen ve anneannesini olduğu gibi kabul eden, onu kendi haline bırakan tek kişi olan Murat, dağların çağrısına uymak isteyen anneannesinin engellenemeyeceğini hüzünlenerek de olsa görebiliyor. Ama aslında henüz sevgiyi ve şefkati kaybetmemiş genç Murat’ta bile hissizleşmenin başladığını söylüyor Ustaoğlu. Bir de kardeşlerin küçüğü Mehmet’in konumunda olanlar var. Olgunlaşmanın, hayatın içine daha da fazla girmenin insanlardan bir şeyler kaybettireceğinin farkında olanlar… Bilinçli olarak dışarıda kalmayı tercih edenler; plan yapmamayı, büyümemeyi, sorumluluk almamayı tercih edenler... Ama Mehmet de durumunu biliyor ve diyor ki; “Yani sonunda bir şekilde teslim oluyorsun üstad.” &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-8867866581660760385?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/8867866581660760385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/03/actrma-kutuyu-soyletme-kotuyu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/8867866581660760385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/8867866581660760385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/03/actrma-kutuyu-soyletme-kotuyu.html' title='Açtırma Kutuyu, Söyletme Kötüyü!'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S5_niO-tqcI/AAAAAAAAAKM/MLwjIUs9Bxg/s72-c/Pandoranin+Kutusu+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-7050397626998011846</id><published>2010-03-02T01:56:00.018+02:00</published><updated>2011-06-01T14:40:26.598+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hugh Jackman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Soundtrack'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rachel Weisz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaynak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Clint Mansell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Fountain'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Darren Aronofsky'/><title type='text'>Bilgelik Ağacı'nın Tadı Damağımızda...</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xMPbagJKI/AAAAAAAAAHQ/KHLlZupJu80/s1600-h/fountain.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 323px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 225px;"&gt;&lt;img border="0" height="320" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xMPbagJKI/AAAAAAAAAHQ/KHLlZupJu80/s320/fountain.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;The Fountain / Kaynak&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Üçüncü uzun metraj filmi The Fountain öncesinde 65 bin dolarla Pi’yi, 5 milyon dolarla da Requiem For A Dream’i kotaran ve sinemaseverlere muhteşem iki eser veren Darren Aronofsky’nin The Fountain için 100 milyon doların üzerinde maliyet çıkardığını ve hikaye oluşturma, senaryo yazma, sahne tasarlama çalışmalarının yıllarca sürdüğünü duymak ilk anda sorunlu bir filmle karşı karşıya olduğumuz izlenimi veriyor. Hele bir de üzerine, dördüncü ve şimdilik son filmi olan The Wrestler’ın neredeyse Dogma sertifikasına layık görülebilecek kadar sade ve doğal yapısı anımsandığında söz konusu fantastik, görsel efekt zengini, pahalı eserinin (şimdilik) neden bir istisna gibi durduğuna önem vermek, filmi tamamlayabilmek için Aronofsky’nin nasıl bir savaş verdiğini düşünerek, bu projenin onun için ne kadar özel olabileceğini tahmin etmek gerekir. Sadece açılış sahnesini kafasında biçimlendirmek için bile yıllarca düşünmüş olması ve bu sahne için harcanan paranın önceki filmlerinin maliyetini kat kat aşması, Darren Aronofsky gibi ne yaptığını çok iyi bilen birinin filme duyduğu özeni kanıtlamaya yetiyor. Sahnede resmedilen mekanın ve gerçekleşen olayın nerden ve ne için alıntılandığına bakılınca bunun için yıllarını vermesini normal karşılamak, hatta teşekkür etmek lazım. Ne de olsa Eski Ahit’in, Yaratılış (Genesis) bölümünde “Günahın Ve Acı Çekmenin Başlangıcı” olarak nitelendirilen 3. kısımda değinilen Yaşam Ağacı, Aden Bahçesi’nin kapısı ve onun korunma şeklini hayal edip canlandırmak ve bunu beyazperdeye yansıtmak hayli cesaret ve emek isteyen bir iş; detayları kolay kolay keskinleştirilemeyecek ve sonuçtan yüzde yüz emin olunamayacak bir girişim. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Aronofsky, Eski Ahit’in Yaratılış, 3:24 dizesini alıntılayarak açıyor The Fountain kitabını. Ve ilk önce bu dizede bahsedilen engellere meydan okuyan bir karakter sergiliyor gözlerimizin önüne. İnsanoğlu için günahın ve acı çekmenin başlangıcını, sonsuz ve huzurlu yaşamın Adem ve Havva’nın elinden alınmasını anlatan eski ahit hikayesinin tam metnine göz atmakta fayda var. Çünkü Adem’le başlayan bu kusura isyan, son insana kadar devam edecek diyor bu filmle Aronofsky. Ve tam bu noktada senaryo üzerinde filme verilen ismin The Last Man olması da anlamlı hale geliyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(1) RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan, kadına “Tanrı gerçekten ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu. &lt;/div&gt;(2) Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı, &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(3) “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(4) Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi, &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(5) “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(6) Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(7) İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(8) Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(9) RAB Tanrı, Adem’e “Nerdesin?” diye seslendi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(10) Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(11) RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(12) Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(13) RAB Tanrı, kadına “Nedir bu yaptığın?” diye sordu. Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(14) Bunun üzerine RAB Tanrı, yılana “Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın” dedi, “Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(15) Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(16) RAB Tanrı, kadına “Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(17) RAB Tanrı, Adem’e “Karının sözünü dinlediğin ve sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(18) Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(19) Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(20) Adem karısına Havva (İbranicede Yaşam) adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(21) RAB Tanrı, Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(22) Sonra, “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi, “Artık Yaşam Ağacı’na uzanıp meyve almasına izin verilmemeli.” &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(23) Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem’i Aden (Cennet) bahçesinden çıkardı. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(24) Onu kovdu. Yaşam Ağacı’nın yolunu denetlemek için de Aden Bahçesi’nin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;(Kaynak: Eski Antlaşma © The Bible Society in Turkey, 2001) &lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Filmi henüz&amp;nbsp;izlemeyenlerin&amp;nbsp;yazının devamını okuması sakıncalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her birini Hugh Jackman’ın canlandırdığı üç karakterin sonsuz yaşamak ve yaşatmak uğruna Hayat Ağacı’nın peşinde olduğu bu iç içe geçmiş üç ayrı zamandan öykünün temelini The Fountain isimli bir kitap sağlıyor. Rachel Weisz’ın canlandırdığı Izzi karakterinin kaleme aldığı kitap, 16. Y.Y. İspanya’sında yine Weisz’in oynadığı Kraliçe Isabella’ya Hayat Ağacı’nı bulmak için söz veren asker Tomas’ın hikayesi ile başlıyor. Ancak Izzi’nin bozulan sağlığı kitabı bitirmesine imkan vermeyince bu sorumluğu eşi Tommy’ye bırakıyor. Özel bir kuruluşta tümör araştırmak ve çare bulmakla görevli Doktor Tommy’nin kitabı okuyuşu esnasında geçmişteki hikayeye onun gözünden ortak oluyoruz. Görevi sırasında buldukları bir ağaç parçasının kobay üzerinde gençleştirici etkisine tanıklık ederek Yaşam Ağacı’nı bulma hikayesine ortak olan Tommy’nin, tam da bu gelişmeler sırasında Izzi’nin ölümüne engel olamadığı için yaşadığı isyan ve hırs hikayeyi günümüz zamanına taşıyor. Kitaba yazacağı son bölüme kendini ve yaşatabilme hırsını katan Tommy, Mayalıların inanışlarına göre hareket ediyor ve bilinmez bir geleceğe taşınan hikaye boyunca ‘İnsan sonsuz yaşamın altından kalkabilir mi?’ sorusuyla da bizleri sıklıkla karşı karşıya bırakıyor. Ağacın yaşlandıkça katmanlaşan gövdesi gibi sonsuz yaşayan insanın da kollarına her anı için çizgiler çektiğini hayal eden Aronofsky, biriken onca yükün, geçmişle hesaplaşmanın ve kederin ağırlığını seyirciye hissettirmeyi de başarıyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xN4EdUrDI/AAAAAAAAAHY/-G5RCwx7qg4/s1600-h/ya%C5%9Fam+a%C4%9Fac%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="297" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xN4EdUrDI/AAAAAAAAAHY/-G5RCwx7qg4/s400/ya%C5%9Fam+a%C4%9Fac%C4%B1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Izzi’den devraldığı kitabı bitirme sorumluluğunu her an hisseden Tommy’nin yol haritası ise Mayalıların yaradılış efsanesi. “Ölüm yaradılışın bir parçasıdır… İlk peder, yani ilk insan dünyayı yaratmak için kendini kurban etti. Hayat Ağacı karnından çıktı. Onun bedeni ağacın kökleri oldu. Yayıldılar ve yeryüzünü oluşturdular. Ruhu dallar oldu, yukarı uzanıp gökyüzünü oluşturdu. Geriye tek kalan kafasıydı. Çocukları kafayı cennete astılar ve Xibalba’yı yarattılar…” Mayalılar ölen yıldızın etrafındaki nebulaya Xibalba adını verdiler. “Xibalba Mayalıların öteki dünyasıydı. Ölü ruhların yeniden doğdukları yer.” Tommy, Izzi’nin mezarına bir tohum ekti. Tohum ağaç oldu. Izzi’nin o ağacın bir parçası haline geldiğine inandı. Ve onu Xibalba’ya götürdü. Tommy, Adem’in fedakarlığını üstlenmesi gerektiğini anladı. Yıldız patladı, öldü ve ağaca hayat verdi. Adem bir kez daha yaşam için kendini feda etti. Ve böylece Izzi’nin istediği gibi, kitap İspanya’da başlayıp Xibalba’da sona erdi. Topraktan yaratılan Adem, her toprağa dönüşünde yaşam vermeyi sürdürdü. Ve ölüm yaradılışın bir parçası, ölenin huzura giden yolu oldu. Yaşamın döngüsü ve ruhun sonsuz varlığı Aronofsky’yi bu filmi yapmaya itti.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmin harika kurgular eşliğinde tekrar tekrar izlettirdiği ve gözümüze sokup ezberlettiği Tommy ve Izzi’nin tartışma sahnesine de özel bir ilgi göstermek lazım. Karda yürüyüş yapma teklifi ile gelen Izzi’yi tersleyen Tommy’nin aklından çıkaramadığı bu olayın kurgudaki yeri ve çözümü, filme ‘ilişkilerin yaşamı’ açısından bakmamıza da olanak sağlıyor. Izzi’yi reddederek o an daha çok heyecan duyduğu işini tercih eden Tommy için bu olay Izzi’yi, daha doğrusu ilişkisini kaybetmesinin başlangıcı diyerek yola çıkabiliriz. Hem Tommy’nin filmde sürekli bu an ile hesaplaştığını görmek, hem de bu olaydan sonra Izzi’nin hastalığını keşfetmeleri ve ölümü, simgesel olarak Izzi ile ilişkiyi örtüştürüyor. İlişki o an için kırılmıştır ve onarmak için yapılması gereken tercih edilmemiş ve hata yapılmıştır. İlişki hasta olur, hissizleşir ve ölür. Ve kafasında sürekli geçmişe giden insan, kaybettiği ilişkiyi yaşatabilmek için hırs ve istekle dolar. Ancak Bilgelik Ağacı’nın meyvesini tatmıştır Adem oğlu. İyiyle kötünün ayrımına varmıştır. Yaşam Ağacı’ndan medet ummak yasaktır artık. Yapılması gereken öldürmeyip yaşatmak, doğru zamanda doğru olanı yapmaktır. Nitekim Tommy’nin ölümü kabullenişinin hemen öncesine kurgulanan sahnede, Tommy’nin ilk defa tartışma sonrası doğru olanı yaptığını görürüz. Ve kabulleniş ruhları huzura kavuşturur. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xP5ZXDfpI/AAAAAAAAAHg/syoXOTqiMiA/s1600-h/the%2Bfountain.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xP5ZXDfpI/AAAAAAAAAHg/syoXOTqiMiA/s400/the%2Bfountain.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Üçüncü filminde de Aronofsky ile çalışmayı sürdüren görüntü yönetmeni Matthew Libatique ve müzisyen Clint Mansell, adeta The Fountain’e yaşam verircesine unutulmaz görüntülere ve müziklere imza atıyorlar. Aronofsky’nin harika kurgusunu görsel olarak besleyen Libatique ve akıllardan çıkmayan melodilere sahip bir soundtrack sunan Mansell filmin aldığı ödüllerde ve adaylıklarda en çok öne çıkan iki isim olarak emeklerinin karşılığını aldılar. Bir de Hugh Jackman’ın hakkını teslim etmek lazım ki, 2006 yılında hem The Fountain, hem de The Prestige’in görücüye çıktığını düşünürsek, o yıl kariyerinin zirvesini yaşadığını söylemek yanlış olmaz. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Soundtrack:&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S65tJZpKZYI/AAAAAAAAAOU/p9-6WqiLPhM/s1600/The+Fountain+Soundtrack.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S65tJZpKZYI/AAAAAAAAAOU/p9-6WqiLPhM/s200/The+Fountain+Soundtrack.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;THE FOUNTAIN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MUSIC FROM THE MOTION PICTURE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Besteci:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Clint Mansell&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yorumcular:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Kronos Quartet, Mogwai&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Toplam Süre:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;46:15&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;em&gt;Fikir vermek amacıyla hazırlanmış örnek kayıtlardır.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.divshare.com/playlist/685164-4ab"&gt;&lt;object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://fpdownload.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=8,0,0,0" height="148" id="divplaylist" width="470"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10639074-c65&amp;new_design=true" /&gt;&lt;embed src="http://www.divshare.com/flash/playlist?myId=10639074-c65&amp;new_design=true" width="470" height="148" name="divplaylist" type="application/x-shockwave-flash" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-7050397626998011846?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/7050397626998011846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/03/bilgelik-agacnn-tad-damagmzda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/7050397626998011846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/7050397626998011846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/03/bilgelik-agacnn-tad-damagmzda.html' title='Bilgelik Ağacı&apos;nın Tadı Damağımızda...'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4xMPbagJKI/AAAAAAAAAHQ/KHLlZupJu80/s72-c/fountain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-561213135729489259</id><published>2010-02-24T01:49:00.019+02:00</published><updated>2011-06-01T14:45:10.220+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Seann William Scott'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Justin Timberlake'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Richard Kelly'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dwayne Johnson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Killers'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moby'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Southland Tales'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sarah Michelle Gellar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıyamet Öyküleri'/><title type='text'>İyi Kıyametler!</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RoWzNyq5I/AAAAAAAAAD0/rx7PoGRTFsk/s1600-h/southland-tales.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 236px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 321px;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RoWzNyq5I/AAAAAAAAAD0/rx7PoGRTFsk/s320/southland-tales.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Southland Tales / Kıyamet Öyküleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;"This is the way the world ends.&lt;/div&gt;This is the way the world ends.&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;This is the way the world ends.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Not with a whimper… &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;But with a bang.”&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kıyamet senaryoları içerisinde en sık öngörülenlerden biridir insanoğlunun kendi sonunu hazırlıyor olduğu. Hatta kıyamet temalı filmler, eğer bu noktaya parmak basıyorlarsa birbirlerine çok benzer, birbirlerini çağrıştırırlar. Öyle ki, bu benzerlik filmler arası selam göndermeleri de kolaylaştırır. “Kıyamet Öyküleri” filminin girişinde dile gelen yukarıdaki alıntı, bu ortak temalı filmlerin ortak sözü ve mesajı gibidir. Filmlerde kıyamet, yaşayanlar için bir şok, ansızın gerçekleşen bir son; sorumluları için ise bir burnu büyüklük, olsa olsa bir hatadır. Çok büyük bir hayali gerçekleştirmenin derdine düşüp gözünü karartmanın sonucudur. Makineleşmeye duyulan bitmek tükenmek bilmez iştah, silahlanmaya ve teknolojiye duyulan güven, her şeyin ve herkesin kontrol edilebilmesi arzusu, bilimsel deneyler ve canlı kopyalama merakı, tüketimin ve enerji kaynağı ihtiyacının sonu gelmez artışı, doğal dengenin ve tabiatın bozulması, beklenen meşhur 3. Dünya Savaşı tablosu ve sonrası… Hepsi insanoğlunun kendi sonunu hızlandırışının temellerini oluşturur. “Kıyamet Öyküleri” filmi adeta bu öngörülerin hepsinin bir kolajı ve toplamı gibidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kıyamet filmleri ne kadar ciddi korkular barındırsa da, izleyiciler için en keyifli seyirliklerden biri olmaktan da kurtulamaz. Bilinmez sulara yelken açacak olsa dahi hevesle koşacağımız şüphe götürmez olan her türlü teknolojik gelişmelerin, savaşların, karmaşanın yer aldığı bu felaketli filmlerin seyirciye salgılatacağı adrenalin; vaat edeceği aksiyon, heyecan; ihtiva edeceği müthiş efektler ve büyük patlamalar seyircinin popcornlarını hızlıca tüketmesine, gündelik hayatlarından kopup gitmesine neden olur. Sonumuzu işaret eden bu filmlerden ne kadar üzgün ve umutsuz çıkan olur bilinmez ama basının ve televizyon dünyasının felaketlere tanık olma iştahının topluma da çoktan yansımış olduğu bir zamanda, kıyameti televizyonlardan yayınlamanın heyecanını duyan medya patronları olduğu kadar, bu anı izlemenin heyecanını duyacak insan potansiyeli de giderek fazlalaşacaktır. Diyebiliriz ki, kıvrandırılabilinecek ya da sorumluluğa davet edilebilinecek insan sayısının azlığı, kıyamet filmlerini heyecan verici beklentilere karşılık vermekten ötesi için aciz konuma düşürmüştür bile. Richard Kelly de bunun farkında olacak ki, filmini “Bu, dünyanın sonuna dair bir komedidir” diyerek özetlemiş, komedi tadında bir kıyamet öyküsüne imza atmıştır. Kelly’nin hedefi komedi olunca, filmin görücüye çıkışından bu yana görülen yüksek orandaki beğenmezliğin nedenleri arasına Kelly’nin espri anlayışının genel olarak kabul görmemesini eklemek mümkündür.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RpPRvoamI/AAAAAAAAAD8/S96OzLxBtKE/s1600-h/3oh49vwydy014253.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="266" src="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RpPRvoamI/AAAAAAAAAD8/S96OzLxBtKE/s400/3oh49vwydy014253.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Richard Kelly’nin filmi ‘bir karanlık gelecek tablosu daha’ çizmekten ziyade, ‘ne olacaksa artık olmaya başladı bile’ tavrı içerisindedir. Hatta 2006 yılında salonlarda boy göstermeye başlayan film, 2005 yılında 3. Dünya Savaşı’nı çoktan başlatmıştır. Ciddi ve gerçekçi eleştirileri içinde barındırsa da eğlencelik, alaycı, hatta karikatür bir bakış açısının ön planda olduğu bir film “Kıyamet Öyküleri”. Aslında bir çizgi roman uyarlaması tadı hemen fark edilir. Fakat bu şaşılacak bir durum sayılmaz. Çünkü Kelly, altı bölümlük ana hikayenin ilk üç bölümünü çizgi roman olarak tasarlayıp yayımlarken sonraki üç bölümü beyazperdeye saklamış. Filmin hemen başındaki özet amacı taşıyan grafik haber ekranının sağ tarafında listelenmiş halde görebileceğimiz ilk üç bölümün isimleri, çizgi romandan alınan illüstrasyonlar filmle bütünleştiği anlarda seyirciye göz kırpıyor. Çizgi roman serisi olarak başlayıp sinema salonlarında son bulan bir macerayı oluşturmak oldukça farklı bir girişim. Şüphesiz bu film yüksek beğeni kazansaydı ya da gişe hasılatı oldukça tatmin edici olsaydı izleyiciler veya yapımcılar filmdeki her karaktere ait başka filmler bile isteyebilirdi, pek çok popüler çizgi roman için istendiği gibi. Ama bir çizgi roman uyarlamasını karlı yapan ve yapımcıların avuçlarını kaşındıran ilk şey, o çizgi romanın şöhretidir. En iddialı çizgi roman uyarlamasının bile aslında yaratıcılık adına kolaylık sağladığını göz önüne alarak Kelly’nin bu denemesinde daha zor olanı yapmaya çalıştığını düşünüp, tebrik ediyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hikayemiz normal seyrinde akmaya başlayana kadar dünyadaki son gelişmeleri özetleyen anlatıcı eşliğindeki giriş bölümü aslında zorlayıcı ve filme girmeyi engeller nitelikte, hızlı bir bölüm. İlk izleyişte ekranlar ve grafikler aracılığıyla sunulan bilgi bombardımanından rahat çıkmak hiç kolay değil. Aslında önemsemeden yapılan televizyon zaplamalarından bir farkı da yok ama bir şey kaçırma korkusu insanı yiyip bitirirken filmi rahatça seyretmeye başlamaktan söz edilemez. Filmin komedi ve macera vaadini itip ayrıntılarda boğulma ve filmi bırakma riskini Kelly’nin de göze almış olduğunu, biraz sabır beklediğini düşünmekten başka tutunacak dal bulamayabiliriz. Ancak yine de film büyük bir kesim tarafından anlamlandırılamadı, konumlandırılamadı. “Donnie Darko”nun ikincil konularında olduğu gibi “Kıyamet Öyküleri” de kafaları karıştırdı. Ve belki Kelly, anlaşılmayacak bir şey yok demek için daha önce Donnie Darko’da yaptığı gibi ileride bu filmi de yeniden kurgulamayı, eklemeler yapmayı deneyebilir. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Richard Kelly’nin “Donnie Darko”’da takıntılı olduğu kuantum fiziği, zaman ve boyut, kader gibi konular Kıyamet Öyküleri’nde de aynı oranda yerini koruyor. Bir “Donnie Darko” daha beklentisi ile izlenildiğinde suratlar asılsa da çok farklı bir sinema yolculuğu ve dikkat çekici bir görsel yapı izleyiciyi bekliyor. Amerika’nın neredeyse her şeyinden beslenen filmde gündelik hayatın can damarı olan video oyunlarının, TV şovlarının ve internetin ne kadar güçlü bir konumda olduğunun vurgusu yapılıyor. Hatta filmin resmi internet sitesinde yer alan “internet gelecektir” ibaresi gözlerden kaçmıyor. Kısaca el atmadığı konu olmayan filmin içeriği kadar karakterleri de kalabalık ve karmaşık. Oldukça karikatürize edilmiş karakterleri ete kemiğe büründürmek konusunda hayli başarılı olan Dwayne Johnson, Seann William Scott, Sarah Michelle Gellar, Justin Timberlake gibi sürpriz isimler filme olağanüstü uyum sağlıyor. Video klip ve video oyun görselliği sadece bazı bölümlere değil, filmin bütününe hakim. “Donnie Darko”’da olduğu gibi bu filmde de özenle seçtiği güzel şarkıları seyirciye dinletmekten çekinmeyen Kelly, “Kıyamet Öyküleri”’nin orijinal müzikleri için Moby ile işbirliği yapmış. Filmden kesip video klip olarak yayınlamakta bile sakınca görülmeyecek bölümler saymak mümkün. Boşluğa düşmüş Irak gazisi karakteriyle Justin Timberlake’in uyuşturucunun etkisindeyken eline mikrofonu alıp söylediği The Killers’dan "All These Things That I've Done", Rebekah Del Rio’dan farklı bir Amerikan Marşı yorumu ve Moby’nin “Memory Gospel" şarkısı eşliğindeki dans sahnesi video klip olmayı hak edecek denli özel çalışmalara örnek olarak sayılabilir. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RpU0lZTyI/AAAAAAAAAEE/Usln9zpYBpg/s1600-h/southland-tales.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="245" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RpU0lZTyI/AAAAAAAAAEE/Usln9zpYBpg/s400/southland-tales.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kıyamet, “Dr. Strangelove”da olduğu gibi silahlanmanın doruk noktası ile mi gelir, yoksa “The Terminator” veya “The Matrix”de olduğu gibi insan ürünü yapay zekalar mı sonumuzu getirir bilinmez ama insanoğlunun kıyamete bakışı giderek ‘kaçırılmak istenmeyecek bir şov’a dönüşmeyi sürdürüyor. Ve her şey başladığında televizyon ekranlarında ya da caddelerde duyacağımız anonslar da tıpkı “Kıyamet Öyküleri” filminin finalindeki gibi olabilir;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;“Ladies and gentleman, the party is over. Have a nice apocalypse!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;(Sinemaximum / 2009)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-561213135729489259?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/561213135729489259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/iyi-kyametler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/561213135729489259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/561213135729489259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/iyi-kyametler.html' title='İyi Kıyametler!'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RoWzNyq5I/AAAAAAAAAD0/rx7PoGRTFsk/s72-c/southland-tales.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-8967270984206280505</id><published>2010-02-24T01:38:00.011+02:00</published><updated>2011-06-01T14:46:08.359+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Martin McDonagh'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Brendan Gleeson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Colin Farrell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='In Bruges'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ralph Fiennes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><title type='text'>Büyülü Şehirler</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RlOykoIHI/AAAAAAAAADc/-gvLl3jrUCM/s1600-h/h943kpz71u012838.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 307px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 218px;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RlOykoIHI/AAAAAAAAADc/-gvLl3jrUCM/s320/h943kpz71u012838.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;In Bruges&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yönetmenlerin şehir aşklarının sinemaya, sinema aşklarının da şehirlere olan katkısı diğer temaları ve sanatları kıskandıracak nitelikte. Elbette bu iki sevda bir araya gelince ortaya çıkan güzel ürünlerin sefasını da seyirciler çekiyor. Aynı anda hem güzel bir film izlemenin, hem de bir şehri ilk kez veya yeniden keşfetmiş olmanın damaklarda bıraktığı tat bir başka oluyor. Şöyle bir düşününce, farklı kulvarlarda bile olsa yönetmenlerin şehirlerle özel bağlar kurduklarını ve onları beyaz perdeye yansıtma arzusunun pek çok yönetmeni sardığını görebiliriz. Örneğin New York yönetmeni olarak anılmak için Woody Allen ve Martin Scorsese adeta yarışmış gibidir. Federico Fellini’nin Roma aşkı çok göze çarpar ancak Vittorio De Sica’nın “Umberto D” filmindeki Roma arka planı da hafızalardan yitecek gibi değildir. Yeni kuşaktan Richard Linklater, şimdilik ikileme olarak duran “Before Sunrise”, “Before Sunset” filmlerinde Viyana ve Paris’i seyirciye de arşınlatır. Jim Jarmusch, “Night On Earth” filminde hızını alamayıp izleyiciye beş bölümde taksi ile beş ayrı şehir turu attırır. Şimdilerde popüler olan “Paris, I Love You” ve “New York, I Love You” gibi projeler göz önüne alındığında ise şehir aşkının, şehirlere karakter ve duygu yükleme arzusunun yönetmenlerin ortak ilgi alanı olduğunu, onları bir araya getirdiğini bile söylemek mümkün. Elbette yönetmenlerin şehirlere olan sevdası gezip beğenmiş olmaktan çok daha fazlasını da içermeli. Aksi takdirde Manhattan’ı, Brooklyn’i arkasına aldığında devleşmiş Woody Allen’ın Avrupa turnesinde ürettiği filmleri gibi, ne kadar iyi olsalar da yönetmenin de bir turist olduğunu bağıran, şehir kimliğini yansıtmaktan uzak filmler ortaya çıkacaktır. Son bir iyi örnek olarak Nicolas Roeg’in insanı Venedik’te boğan “Don’t Look Now” filmini de kaçınılmaz olarak dile getirelim. Zira In Bruges, Roeg’in filmi ile yakın temas kurma çabasını asla gizlemiyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta insanların aklına bir şehir kazıyan nice güzel film var ama kaç tanesi için bu filmde olduğu gibi “bir Noel vakti Bruges’a gitmek istiyorum ve eminim her yeri elimle koymuş gibi bulurum” düşüncesi oluşabilir? Belki de bu filmi izleyenlerin aklında en çok Bruges şehri kalacak çünkü filmi izlerken her şeyden önce Bruges şehrindesiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmde iki tetikçinin yerine getirdikleri görev sonrası saklanmak üzere geldikleri Bruges’da başlarından geçenler aktarılıyor. Ancak görev sırasında tedbirsizlik sonucu bir çocuğun da ölümüne yol açan Ray karakteri üzerinden kendini yargılama, vicdan, prensipler ve bir şans daha hak etme çatışmaları da cereyan ediyor. İrlandalı tiyatro yazarı Martin McDonagh bu ilk uzun metrajlı filminde yine İrlandalı oyuncular Colin Farrell ve Brendan Gleeson’ı başköşeye yerleştiriyor. Colin Farrell ismi pek çok kişinin yüzünde bir ekşime oluşturabilir ama bu filmde başarılı olduğunu ve Altın Küre ödülü dahi aldığını söyleyerek ön yargıları yıkmaya çalışalım. Azap çeken, kafası dağılmış, her hangi bir şeye yoğunlaşamayan ama dinamik, meraklı ve maceracı bir tetikçi olan Ray karakterini canlandıran Farrell, sahip olduğu İrlanda aksanının da katkısıyla bu dramatik kara komediye çok yakışan bir oyun sergiliyor. Brendan Gleeson ise daha olgun, sabırlı hatta koruyucu karakteriyle diğer tetikçi Ken karakterini canlandırıyor. O da en az Farrell kadar başarılı. Ken, Bruges’un özellikle mimarisini görüyor olmaktan çok memnun ve bu saklanma dönemini adeta bir kültür gezisi gibi görüyorken Ray’in ilgisini hiç bir şeye verememesi ise tamamen makul görünüyor. Vicdan muhasebesi yaşayan bir karakter olan Ray için dünyanın neresinde olduğunun önemsizliği Araf sorgulamasıyla dile geliyor. Beklenildiği üzere de gördüğü Araf tablosu, güzel bir kız, içki ve uyuşturucudan başka ilgisini çeken bir şey olmuyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;İkilinin prensip düşkünü patronları Harry Waters (Ralph Fiennes) için Ray’i affetmek mümkün değil. Ken’den Ray’i öldürmesini isteyecek, Ken ise ilginç bir şekilde infaz görevini yerine getiremeden Ray’in intihar girişimini engellemek sorumluluğunu bile üstlenmek durumunda kalacaktır. Son bölümlerde filme dahil olan Fiennes de Harry karakteriyle filme çok şey katıyor. Bu filmdeki oyunculuğu ile oldukça farklı bir Fiennes parlıyor diyebiliriz. &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RmkflJp4I/AAAAAAAAADs/NEo0qqPFbwc/s1600-h/f758o5eo7l012839.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="245" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RmkflJp4I/AAAAAAAAADs/NEo0qqPFbwc/s400/f758o5eo7l012839.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmi izlerken fark edeceğiniz ilk şey Bruges’un Venedik’i hatırlatan özellikleri; benzer su kanalları ve mimarisi. Daha sonrasında şehirde turlarken Don’t Look Now filminin Hollanda için parodisini çektiklerini söyleyen bir sete rastlamakta geç kalmıyoruz. Bu rastlantı sonrası filmin ve şehrin mistik bir havaya büründüğünü söylemek bile mümkün. Don’t Look Now’ın bu filmle teması sadece şehir benzerliği ve set rastlantısından ileri gelmiyor. Yönetmen/yazar Martin McDonagh’ın senaryosundaki Ray karakteri adeta Don’t Look Now filminden transfer edilmiş bir ruh hali yaşıyor. Karşılaştığı diğer karakterler ve şehir, Ray’i Don’t Look Now’daki çifte benzer bir şekilde etkiliyor. Büyülenmişlik, arada kalmışlık halinin Roeg’den beslenildiğini çekinmeden belli eden McDonagh’ın gönderdiği bolca selamdan biri olan finalde ise Venedik’teki büyük aldanma Bruges’da da bizi bekliyor, daha önemsiz ama hoş bir sürpriz olarak. Bruges şehrini büyüleyici bir şekilde seyirciye aktaran film akıllarda bolca kartpostallık görüntü bırakıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RmZr-9O-I/AAAAAAAAADk/Gx1rDus1jAg/s1600-h/plu688w8nl012838.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RmZr-9O-I/AAAAAAAAADk/Gx1rDus1jAg/s400/plu688w8nl012838.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmin Bruges’dan sonra dikkat çeken diğer özellikleri karakterler ve diyaloglar. Film boyunca hikayeye dahil olan tüm karakterler oldukça renkli ve orijinal. Diyaloglar ise unutulur gibi değil. Meşhur İngiliz soğukluğu ve hicvinin güzel örneklerini taşıyan zekice yazılmış diyaloglar filmin keyif katsayısına bir puan daha eklerken yönetmenin oyun yazarlığından sinemaya taşıdığı yeteneğini gözler önüne sunuyor. In Bruges ilk bakışta eğlenceli bir film gibi görünse de aynı zamanda insancıl ve duygusal bir film olduğunun ispatını soundtrack’iyle bile yapıyor. Finaldeki kovalamaca sahnesine dek müziklerde de, filmde de son derece renkli karakterler ve diyaloglar olmasına karşın hüzün ve sıkıntılı ruh halleri hakim. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Amerika ve İngiltere’deki ödül törenlerinde senaryo dalında sıkça boy göstermesiyle göze çarpan ve ülkemiz sinemalarında gösterime girmesi hala beklenen film tekrar izleme isteği uyandıracak kadar keyifli bir seyirlik. Bruges deneyiminden geçmek için bile izlenmeli. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;(Sinemaximum / 2009)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-8967270984206280505?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/8967270984206280505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/buyulu-sehirler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/8967270984206280505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/8967270984206280505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/buyulu-sehirler.html' title='Büyülü Şehirler'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RlOykoIHI/AAAAAAAAADc/-gvLl3jrUCM/s72-c/h943kpz71u012838.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-3048101509983536099</id><published>2010-02-24T01:20:00.016+02:00</published><updated>2011-06-01T14:42:46.233+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Christopher Walken'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Julian Schnabel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gary Oldman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Bowie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sam Rockwell'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dennis Hopper'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Wincott'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basquiat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Claire Forlani'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jeffrey Wright'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Willem Dafoe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Benicio Del Toro'/><title type='text'>Dalgalar Üzerinde Jean Michel Basquiat Portresi</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RhGhIjbCI/AAAAAAAAAC8/mcdRpYyQ02M/s1600-h/6nbmzedbcf155255.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 310px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 228px;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RhGhIjbCI/AAAAAAAAAC8/mcdRpYyQ02M/s320/6nbmzedbcf155255.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Basquiat&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Yönetmen Julian Schnabel 2007 yılında Kelebek Ve Dalgıç (The Diving Bell And The Butterfly) filmi ile yükselen ivmesini devam ettirirken çok büyük bir kesimin ilgisini ve beğenisini de kazandı. Bundan önce hem yazıp, hem yönettiği iki filme daha sahip olan Schnabel onlarda da başarılıydı ancak Kelebek Ve Dalgıç onun ismini en fazla dillere dolandıran film oldu. Bugün önemli bir yönetmen olarak ismini anabileceğimiz Schnabel aslında 1996’da çektiği ilk filmi Basquiat ile rüştünü ispatlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;1951, Amerika doğumlu Julian Schnabel aslen bir resim sanatçısı. Ressamlıktan gelip sinemaya bulaşan Peter Greenaway, David Lynch, Kim Ki-Duk gibi pek çok yönetmen ilgi çekici işlere imza atıyorlar. Sinemanın alternatiflerinden ve yaratıcılığı göstermeye fırsat veren olanaklarından yararlanan ressam asıllı yönetmenleri bu sanata da ilgi duydukları için yadırgamak mümkün değil. Julian Schnabel’in sinema dünyasında yer almasından da elbette memnunuz. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;Schnabel, konumuz olan bu ilk filminde meslektaşı ve arkadaşı Jean Michel Basquiat’yı ele alarak mini bir biyografiye imza atıyor. Resim sanatının en büyük (belki de tek büyük) siyahi ressamı olan Basquiat, sokaklardan gelen bir duvar ressamı; öncü bir grafiti sanatçısı. Çocuksu denecek derecede bozuk çizimlerden oluşan ve sanatçının kendine has ifade, düşünce ve kelimelerini içeren, büyük bir dışavurum örneği eserlerinin Andy Warhol tarafından desteklenmesiyle ünlenmiştir. Sokaklardan galerilere ve yüksek sosyeteye giren Basquiat’nın bu yükseliş sürecine, öncesine ve sonrasına ışık tutma çabasındaki film sanatçıyı ve duygularını çok iyi aktaran, oldukça başarılı bir proje. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4Rhwn7Gz3I/AAAAAAAAADU/ch9O781ubT8/s1600-h/tpprd6huee155256.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: right; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="263" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4Rhwn7Gz3I/AAAAAAAAADU/ch9O781ubT8/s400/tpprd6huee155256.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmden izlenimle, varlıklı bir bohem diyemeyeceğimiz ancak varlığa ihtiyaç da duymadan aynı bohem hayatı süren ve caddeleri, sokakları, duvarları hatta eşyaları, elbiseleri bile sanatını icra etmek için gözüne kestirebilen bir sanatçı Basquiat. İsyanları ve eleştirileri eserleriyle dile gelirken dıştan serseri görünümlü hayatını pek de kafaya takmayan, hatta memnun görünen ressamın bu halini aktarmak konusunda yönetmenin ve oyuncunun oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Tesadüfen Andy Warhol’a rastlayıp kaderini değiştirmeden önce nasıl bir ruh hali ile yaşamaya devam ettiğini ifade edecek bir görüntü var ki, seyirci tarafından ısrarla üzerinde durulduğunda ressamın o dönemini anlamak için kendimizi fazla zorlamamıza bile gerek kalmaz. Özgürlük, hafiflik, hakimiyet ve denge gibi pek çok çağrışımı sağlayan, basit bir görüntü bindirmesiyle oluşan bu hissi hemen hemen herkes hayatının bir döneminde, bir yerlerde hissetmiştir. Basquiat’nın kendini şehrin üzerinde sörf yaparken görmesi ve yüzüne düşen tebessüm ile Schnabel, Basquiat’nın ruhunu ayna gibi yansıtır ve aynı görüntüyü film içerisinde tekrarlar. Andy Warhol ile tanıştıktan ve kendini ispat ettikten sonra açılan kapılar ile hayli yükselen ve artık tanınan bir ressam olan Basquiat’nın dış dünyası gerçek anlamda şekillense de, iç dünyası bozulacaktır. Sadece Andy Warhol ile iyi bir dostluk kuran ancak o çevreye uyum sağlayamayan ve ait olmadığı yerlerde var olmanın sıkıntısını yaşayan ressam artık ünlü olmanın getirdiği onu rahatsız eden şartlar, daha önce muhatap olmak zorunda kalmadığı eleştiriler, aykırı ve eleştirel tarzı sebebiyle hedef olma mecburiyetinin yanı sıra siyahi olmanın ve bohem imajını kabul ettirebilmenin zorluğu karşısında eski günlerini arar hale gelecektir. Nihayetinde evden çıkmak için kapıyı açması kadar kolaylıkla eriştiği insan çevresini, kız arkadaşlarını da bulamaz hale gelen ve daha önce başarılı olduğu iletişim kurma gücünü de kaybeden Basquiat, hayatının bu diliminde tek dostu olarak gördüğü Andy Warhol’un ölümüyle şehrin üzerinde gördüğü sörf rüyasında bu sefer dalgalara yenik düşer. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RhlUdxLXI/AAAAAAAAADM/xR96kitWUnE/s1600-h/d1lrmi73vl155256.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="270" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RhlUdxLXI/AAAAAAAAADM/xR96kitWUnE/s400/d1lrmi73vl155256.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmde özellikle Jeffrey Wright, Jean Michel Basquiat karakterini harika canlandırıyor. Ressamın ruh halini ve duygusal tepkilerini oldukça başarıyla hissettiren oyunculuğu için yönetmen Schnabel’in filmdeki başarısıyla eşdeğer bir iş olduğunu söyleyebiliriz. Filmde Andy Warhol’u canlandıran David Bowie özellikle imajıyla Warhol’u aratmıyor. Yan karakterlerdeki oyuncu kadrosu da parmak ısırtan filmde Benicio Del Toro, Dennis Hopper, Gary Oldman, Christopher Walken, Willem Dafoe, Michael Wincott, Claire Forlani, Courtney Love, Sam Rockwell gibi isimler projeye ve Jean Michel Basquiat’ya verilen değeri yeterince ifade ediyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Mutluluğun pek görülmediği, hüzün kaplı filmin yine de keyifle izleniyor olması seyircinin ressama saygı ve sevgi beslemesiyle açıklanabilir. Yönetmen Julian Schnabel’in hem Jean Michel Basquiat, hem de Andy Warhol hakkındaki birikiminin de verdiği güvenle resim ve popüler kültür alanında önemli bir yeri olan Basquiat’yı tanımak ve anlamak için birebir olan film yalnızca iyi bir mini biyografi değil, her anlamda iyi bir film. Hatta Schnabel’in gözünden bakarsak bir otobiyografi bile denebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;(Sinemaximum / 2009)&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-3048101509983536099?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/3048101509983536099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/dalgalar-uzerinde-jean-michel-basquiat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/3048101509983536099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/3048101509983536099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/dalgalar-uzerinde-jean-michel-basquiat.html' title='Dalgalar Üzerinde Jean Michel Basquiat Portresi'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RhGhIjbCI/AAAAAAAAAC8/mcdRpYyQ02M/s72-c/6nbmzedbcf155255.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-121551515036428754</id><published>2010-02-24T00:47:00.019+02:00</published><updated>2011-06-01T14:42:01.284+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Farley Granger'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rope'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='James Stewart'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ölüm Kararı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='John Dall'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alfred Hitchcock'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><title type='text'>Ustadan Ayrıksı Bir Klasik</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RaKrC02hI/AAAAAAAAACk/hl1Bdk0Y8J8/s1600-h/419046231_6c3e606812.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 316px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 255px;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RaKrC02hI/AAAAAAAAACk/hl1Bdk0Y8J8/s320/419046231_6c3e606812.jpg" width="252" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Rope / Ölüm Kararı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alfred Hitchcock deyince ilk akla gelen filmlerden biri olmasa da en sevilenlerden biri olan “Rope”da Hitchcock, bu 80 dakikalık filmi toplam 9 plandan oluşturmuş ve mümkün olduğunca kesmeleri gizlemeye çalışıp kurguyu fark ettirmeksizin tek plan hissi yaratmayı başarmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;1924 yılında Chicago Üniversitesi’nde yaşanmış bir olayda Leopold ve Loeb adlı iki arkadaşın işlediği cinayetten esinlenen Patrick Hamilton, 1929’da “Rope’s End” adlı tiyatro oyununu yazmıştır. Hitchcock, bu oyundan uyarlanan senaryoyu filme aktarırken teatral havayı korumuştur, hatta ‘kısmi tek plan’ fikri, gerçek zamanlı ve tek mekanlı bir olay örgüsünü başarıyla aktarmaya hizmet etmiştir. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hikayeyi özetlersek, Brandon (John Dall) kendini üstün görüp, cinayet işleyebilme ehliyetine sahip olduğuna ve hayatının önemsiz olduğunu düşündüğü insanların öldürülebilirliğine kanaat getirmiştir. Kendine göre tereddütleri ve zaafları olan arkadaşı Phillip’i (Farley Granger) ikna ederek uygun kurban olarak seçtikleri David’i iple boğarak öldürürler. Verecekleri davette cesedi sakladıkları sandığı yemek masasına çevirme fikri onlara heyecan verir. Öldürdükleri arkadaşlarının ailesi ve kız arkadaşı gibi tanıdıklarını çağırmakla kalmayıp bir de öğretmenleri olan ve Üst-insan konusunda esinlendikleri Rupert Cadell’i (James Stewart) de konuk edip, gizliden gizliye işledikleri cinayetin felsefesini tartışmaya ve konuştukça kendileri ile gururlanmaya, hatta öğretmenlerinden destek alacaklarını düşünmeye başlarlar. Ancak öğretmenlerinden alacakları tepki tahmin ettiklerinden farklı olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RarIsikiI/AAAAAAAAAC0/ZSXD0SskMGM/s1600-h/efk9ah79kw014543.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="321" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RarIsikiI/AAAAAAAAAC0/ZSXD0SskMGM/s400/efk9ah79kw014543.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hitchcock’un 1,5 milyon dolara kotardığı ve ilk renkli filmi olan “Rope” için deneysel sıfatını kullanabiliriz. Sadece teknik olarak ortaya çıkan işin ne denli farklı olduğunu bir kenara koyalım. Hitchcock’un açıklığa kavuşması diyaloga bağlı olan anlatımlardan mümkün olduğunca kaçınmak istediğini ve görüntülü anlatıma önem verdiğini, hatta diyalogları filmde yer alan herhangi seslerden farklı görmeyen bir yönetmen olduğunu düşünürsek “Rope” gibi diyaloga çok ihtiyaç duyan bir filmin onun temel sinema anlayışına ters düştüğünü, bu filmin kendi kariyeri içerisinde farklı bir girişim olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte “Bir yönetmenin söyleyeceği hiç bir şey yoktur, göstereceği şeyler vardır” sözüne sahip bir yönetmene göre fazla didaktik bir film. Ancak film oluşturma sürecinin ön prodüksiyon aşamasına çok büyük önem veren, filmlerini daha çekime başlamadan kafasında oluşturan bu yönetmenin “Rope”’a, karmaşık ve heyecan verici bir proje gözüyle bakmış olması akla gelebilir. Hitchcock, ön prodüksiyon konusunda kendini sınama imkanını ve 1948 yılı için sinema sanatında bu meydan okuma şansını tepmediği gibi, ‘seyirci ile özdeşleştirme’ ve ‘perdeye heyecan yükleme’ sevdalarına çok uygun bir oyun uyarlaması ile çizgisinden çok da ayrılmamış olur. Göze çarpan bir diğer unsur genel olarak gizemi seven yönetmenin bu defa hiç bir şey gizlememiş olmasıdır. Sürpriz sadece film içerisindeki davetlilere hazırlanmıştır ancak onlar da sürprizle tanışamazlar. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hitchcock, “Rope”’da Brandon ve Phillip ikilisinin heyecanına seyirciyi ortak etmiştir. Öldürüp sakladıkları arkadaşlarına davetlilerin her yaklaştığı anda ikilinin yaşadığı heyecan, filmin de, seyircinin de temel heyecan konusudur. Seyirci gibi onlar da cesedin bulunma ihtimalinden ve bulunma olasılığında yaşanacaklardan heyecan duyarlar. Cesedi bir nevi hedefe yaklaşıldıkça daha güçlü sinyal veren uyarı cihazı konumuna sokan Hitchcock, filmin hemen başında cinayeti ve heyecan planını seyirci ile paylaştırarak bu yapıyı kurmuş olur. Nietzsche’nin Üst-insan (Übermensch) tanımının etkisinde kalmış olan Brandon ve peşinden sürüklediği Phillip’in basit insanlar olarak gördükleri kişilerin yaşamlarının anlamsızlığı sebebiyle yok edilmelerinde bir sakınca görmemelerine karşılık olarak Hitchcock, aynı felsefi kavram üzerinde çalışan hocaları Rupert’ı bir noktada onlardan ayırarak kimin üstün, kimin basit olduğunun kararını kimsenin veremeyeceği cevabını verir. Dolayısıyla film bir anlamda Üst-insan kavramının nasıl yanlış anlaşıldığını da gözler önüne sermiş olur. Hitchcock’un Katolik yetişme tarzı ve ahlakçılığı burada tekrar kendini gösterir. Sosyal sorumluluk ve toplum ahlakının Üst-insan yerine “üstün insan” yanılgısına düşülmesine engel olması gerektiği hakkındaki mini konferans filmin finalini didaktik kılar. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RagnztddI/AAAAAAAAACs/nAfNmUobCM8/s1600-h/u675z1bp8d014542.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="292" src="http://2.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RagnztddI/AAAAAAAAACs/nAfNmUobCM8/s400/u675z1bp8d014542.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kameranın konumu ve alan derinliği gibi konularda hayli özenli olduğu unutulmaması gereken Hitchcock için tek bir odada yapılacak tek plan çekimlerde odadaki nesnelerin kameranın hareket alanını engellemesi sorunu baş göstermiştir. Buna çözüm olarak kamera arkasında görevlendirdiği ekibe çekim esnasında planda görünmeyen eşyaları kameranın hareket anlarında taşıttırıp sonra tekrar mizansendeki yerine koyma görevi verilmiştir. Tüm dairenin ve penceredeki New York görüntüsünün dekor olarak tasarlandığı sette cam yününden yapılmış bulutların daha gerçekçi ve hareketli görünmesi için kameranın başka yönlere odaklandığı zamanlarda ekip tarafından düzenli olarak kaydırılması ve yerlerinin değiştirilmesi sağlanmıştır. Ayrıca bütün bu işlemler sırasında oluşan gürültü sebebiyle diyalogların temiz kaydı için tüm film tekrar oynanarak sesler kayda alınmış ve filme eklenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Hitchcock’un kısmi tek plan çalışması için bile izlemeye değer olan “Rope”, başından sonuna ilgiyle izlenen ve seyircisinin filmden kopmasına izin vermeyen bir film. Ayrıca Hitchcock’un yolunun Nietzsche ile kesiştiği bu filmi merak etmemek mümkün mü?&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: right;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;(Home Video / Sayı: 5 - Eylül 2008)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-121551515036428754?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/121551515036428754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/ustadan-ayrks-bir-klasik-rope.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/121551515036428754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/121551515036428754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/ustadan-ayrks-bir-klasik-rope.html' title='Ustadan Ayrıksı Bir Klasik'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RaKrC02hI/AAAAAAAAACk/hl1Bdk0Y8J8/s72-c/419046231_6c3e606812.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-3386744412205443873</id><published>2010-02-24T00:26:00.011+02:00</published><updated>2011-01-25T23:07:37.531+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pink Floyd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pink Floyd: Pompeii&apos;den Canlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pink Floyd: Live At Pompeii'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adrian Maben'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><title type='text'>Pompeii’de Bir Efsane</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RVnfoDXpI/AAAAAAAAACU/frnA__C709w/s1600-h/ihu2beyd1h184228.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 192px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 201px;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="198" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RVnfoDXpI/AAAAAAAAACU/frnA__C709w/s200/ihu2beyd1h184228.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Pink Floyd: Live At Pompeii - The Director's Cut&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Günümüzün İtalya sınırları içerisinde bulunan ve Roma İmparatorluğu’nda zamanının eğlence, tatil ve şehvet şehri olduğu düşünülen Pompeii, Vezüv yanardağının M.S. 76 yılında faaliyete geçmesiyle tarihe gömülmüş ve 1700’lü yıllardan bugüne yapılan kazı çalışmaları sonucu tekrar gün yüzüne çıkarılmış, mimarisi ile de ünlü bir kent. Takvimler 1971’i gösterdiğinde bu tarihi şehrin antik tiyatrosunda Pink Floyd üyelerinin bir başlarına gerçekleştirdiği performanslar ve alınan görüntüler bir yıl sonra 60 dakikalık bir film olarak yayınlandı. Hemen ardından 1974’te (80 Dakika) ve son olarak 2003’te projenin sahibi Adrian Maben elindeki malzemelerle filmi “Yönetmenin Kurgusu” adıyla yeniden şekillendirdi. Maben’in Pompeii’de gerçekleşen çekimler ile “Dark Side Of The Moon” albümünün stüdyo çalışmalarından görüntüleri ve grup üyeleri ile Abbey Road ve Paris stüdyolarında yapılan söyleşileri harmanlayarak kurguladığı bu son versiyon, 92 dakikalık belgesel film olarak adlandırabileceğimiz bir şekle büründü. Bu haliyle akıllardan çıkmayan performans görüntülerine bir de grubun ender rastlanan doğal halleri de eklenince film daha da değerlenmiş oldu. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Canlı performans ve Pink Floyd denince akla müthiş bir kalabalık ve görsel ışık tasarımları gelmesi doğal ancak burada söz konusu olan farklı bir çalışma. Projeyi Pompeii’nin antik kalıntılarından, soğuk lav parçalarından, Vezüv yanardağı ve onun patlama görüntülerinden, özellikle de seyircisizlikten destekle tabiata ya da artık var olmayan Pompeii halkına verilmiş bir konser olarak görebilmekle beraber Pompeii seçiminin ardında gerçekte ne var tam olarak bilinmez. Şöyle bir kafamızı yorarsak eğer Live At Pompeii’de programın Part One ve Part Two olarak başına ve sonuna yerleşen “Echoes” şarkısının 1968 tarihli Stanley Kubrick başyapıtı “2001: A Space Odyssey”’in bedenden ve teknoloji bağımlılığından kurtuluşu resmeden final bölümü “Jupiter And Beyond The Infinite” ile kulaktan kulağa yayılarak efsaneleşmiş eş zamanlılığı, hatta filmimizde “2001: A Space Odyssey”’i hatırlatan bolca ses ve yerkabuğu çekimi yer alması hemen aklımızı çeliyor. Yine programda yer alan “Careful With That Axe, Eugene” şarkısının Pink Floyd imzalı müzikleriyle de akıllara kazınan 1970 tarihli Michelangelo Antonioni filmi “Zabriskie Point”’in ihtiyaç fazlası tüketimi bombalayan finalinde de biraz farklı da olsa kendini gösterdiği düşünüldüğünde sanki bir resim belirmeye başlıyor. Son olarak yine “Zabriskie Point”’de çıplak doğada yalnız ve zamandan kopmuş çiftimizin sevişme sahneleri ile yine çıplak, bomboş, zamandan kopmuş Pompeii görüntüleri ve günümüze cinsellik şehri olmasıyla da ün salarak gelmiş Pompeii imajını bir araya getirdiğimizde Pink Floyd açısından tutarlı bir adım ve seçimden bahsetmek artık iyice mümkünleşiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Müzik performansları haricindeki diyaloglar ve görüntüler grup üyeleri hakkında hatırı sayılır bir gözlem imkanı tanıyor. Göze çarpan ifadelere bakacak olursak genel olarak para ve grup içi tartışmalardan çokça bahsedildiği görülüyor. Pink Floyd hakkında her zaman gündemde olan parayı paylaşamadıkları eleştirisi bahsettiğimiz nihilist ve maneviyatçı tavrın tetikleyici unsurlarından biridir belki de. Bir diğer göze çarpan unsur kendilerine olan güvenleri. Nasıl güvenmesinler ki, Pink Floyd’a bir sıfat arayacak olsak müzik mühendisi olduklarını söylemek hiç de abartılı olmaz. Müzik yaratmak için olabilecek her şeyi deneyen, türlü teçhizata başvuran, ses üretmek deyince rakipsiz bir isim Pink Floyd. Kendileri de bu kadar cihazı kullanmayı 4–5 yılda öğrendiklerini ve çok prova yaptıklarını söylüyorlar zaten. Bir köpeğin ulumasından bile şaşırtıcı derecede ustalıkla yararlanabilecek kadar (Mademoiselle Nobs) yaratıcılar. &lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Nick Mason’ın filmde kendilerinin bir devre karşılık görülmesinden ve geçmişin bir kalıntısı olarak tarihe gömülmelerinden duyduğu endişesine 36 yıl sonra tanık olduğunuzda içinizden kocaman bir “Hayır!” haykırışı kopacaktır eminiz. Onlar olmak istedikleri gibi oldular ve bir döneme ya da bir türe ait olmadan, ilerici, değişen ve gelişen ama duyduğunuz anda kolaylıkla tanıyabileceğiniz bir müzik olan Pink Floyd müziğini bizlere armağan ettiler. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;(Home Video / Sayı: 6 - Ekim 2008)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-3386744412205443873?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/3386744412205443873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/pompeiide-bir-efsane.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/3386744412205443873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/3386744412205443873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/pompeiide-bir-efsane.html' title='Pompeii’de Bir Efsane'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4RVnfoDXpI/AAAAAAAAACU/frnA__C709w/s72-c/ihu2beyd1h184228.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7727609463254624272.post-3547770512013671377</id><published>2010-02-23T20:51:00.030+02:00</published><updated>2011-06-01T14:39:34.199+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Cook The Thief His Wife And Her Lover'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Gambon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tim Roth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michael Nyman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Helen Mirren'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Richard Bohringer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Peter Greenaway'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kritik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aşçı Hırsız Karısı Ve Aşığı'/><title type='text'>The Cook, The Thief, His Wife &amp; Her Lover</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QrHy4XsrI/AAAAAAAAABs/jr3nwJ-N-AQ/s1600-h/cook_the_thief_his_wife_and_her_lover_dvd.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; height: 305px; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; width: 225px;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QrHy4XsrI/AAAAAAAAABs/jr3nwJ-N-AQ/s320/cook_the_thief_his_wife_and_her_lover_dvd.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Peter Greenaway ile ilk kez tanışacakları kuşkusuz sancılı bir süreç bekliyor. Yazılı metin üzerinden resimlendirerek anlatım olarak tabir ettiği klasik sinemadan nefret eden ve sanatların en derini, en avantajlısı olması gerekirken hiçbir zaman kendini gerçekleştiremediğini düşündüğü sinemaya sanatsal yön vermek için çok farklı şeylerin peşinden koşan bir sinemacı Greenaway. Aslen ressamlıktan gelen İngiliz sanatçı, roman yazarlığı, sergi düzenlemeleri gibi farklı kulvarlarda adından söz ettirecek ürünler ortaya koyuyor. Geç Rönesans (manierist) döneminden, kübizm ve sembolizm gibi resim odaklı akımlardan etkilenen Greenaway, sinemasını da sembolik anlamlarla dolu hareketli tablo hüviyetine sokuyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;“Aşçı, Hırsız, Karısı Ve Aşığı” filminde mizansenini ve kostümlerini arka plana aldığı Hollanda’lı manierist ressamlardan Frans Hals’ın “The Banquet Of The Officers Of The St. George Militia Company” tablosundan yararlanarak oluşturan Greenaway’in kamerası büyük bir tabloyu sağdan sola veya soldan sağa tarayan göz hareketleri çizdiği anlarda oldukça dikkat çekici bir sunum sergiliyor. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QrhEQ8kwI/AAAAAAAAAB0/7eFAG78rj9o/s1600-h/cook-1.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: right; height: 154px; margin-left: 1em; margin-right: 1em; width: 321px;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="201" src="http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QrhEQ8kwI/AAAAAAAAAB0/7eFAG78rj9o/s400/cook-1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Film olay örgüsü olarak gurme düşkünü ancak kaba, görgüsüz ve zorba Albert Spica’nın hem sahibi hem de sürekli müşterisi olduğu Le Hollandais restoranında adeta terör estirdiği sekiz akşamı, aşçı Richard, Spica’nın karısı Georgina ve Georgina’nın gizli aşkı Michael’ın üzerinde oluşturduğu baskıyı ve sonunda meydana gelen başkaldırıyı bizlere sunuyor. Fakat sembolizmin doruklarında gezinen Greenaway daha çok faşizm ve diktatörlüğün halk ve aydınlar üzerinde kurduğu baskının, egemenliğin halktan tamamen alınmasının, kapitalizmin sağladığı güçle alt sınıfların ezilmesinin bir temsilini gerçekleştiriyor. Ayrıca Fransız Devrimi’ne uzanıp ezilen halkın bir noktadan sonra tahammül etmekten vazgeçip haklarını geri almasına kadar gidiyor.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Filmde en çok üzerinde durulan, en sıkı örülen karakter Albert Spica (izleyenleri de yıpratan muhteşem performansıyla Michael Gambon). Ağzından dökülen her cümleden bir anlam çıkarmanın mümkün olduğu karakter, filmin daha başında aldığı kapitalist güçle insanlara köpek muamelesi yaparak filme ağırlığını koyuyor. Sürekli emirler yağdıran, yasaklar getiren Albert bilgisi dışında şeyler gerçekleştikçe huzursuzluk yaratıyor. Albert karakteri kapitalizm, faşizm ve diktatörlük vasıflarını üzerinde toplarken Albert’ın karısı Georgina (Helen Mirren) ise onun baktığı, koruduğu, beslediği halkı simgeliyor. Georgina’nın aşığı Michael’ın (Alan Howard) kitaplarla birlikteliği ve ağırbaşlılığı ona aydın kesim vasfı yükleyebilmemize olanak sağlıyor. Restoranın aşçısı Richard’a (Richard Bohringer) ise ‘muhalefet’ temsili yüklenebilir. Sembolik anlatımla diktatör, halkın ve muhalefetin desteklediği aydın’ı yok ettiğinde bir yıldız daha kayıyor ve halkla muhalefetin birlik olup diktatörün karşısına geçmesi ile devrim başlamış oluyor. Ayrıca filmin hazımsızlığa ve kusmaya da bolca vurgu yaptığını da ekleyelim.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QryzeyctI/AAAAAAAAAB8/zxl-IK4HQUg/s1600-h/the-cook-the-thief-his-wife-and-her-lover.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: right; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="253" src="http://4.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QryzeyctI/AAAAAAAAAB8/zxl-IK4HQUg/s400/the-cook-the-thief-his-wife-and-her-lover.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bunlar gibi pek çok ve farklı sembolik anlatım bulmanın mümkün olduğu filmde kuşkusuz esas zevk veren unsur filmin görselliği. İşte Greenaway’in resim yeteneği burada kendini gösteriyor. Çekimler için kurulan beş seti birer tablo gibi düşünüp hepsine ayrı ayrı renkler yüklediği filmini yan yana sergilenmiş tablolar gibi sunan Greenaway, kurgulanmış sahne değişikliğini gizleyip karakterlerin tablodan tabloya hareketi gibi “algılatma” başarısı sergiliyor. Yer yer uzun planların hakim olduğu filmin restoranda geçen bölümlerinden aşçının tablosu olarak düşünebileceğimiz mutfak sarının, Albert Spica’nın tablosu yemek salonu kırmızının, Georgina Spica’nın tablosu tuvalet beyazın ve park alanı ise koyu mavinin hakimiyetinde. Özellikle Albert ve Georgina’nın bu mekanlardan hangisine girse elbiselerinin de oraya ait renge büründüğü rahatlıkla fark ediliyor. Georgina’nın aşığı Michael’ın tablosu diyebileceğimiz Fransız Devrimi kitaplığı ise kahverenginin hakimiyetinde. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tim Roth, karakteri ve oyunuyla filmin sürprizi. Atlanmaması gereken diğer kişiler insanın zihnine çakılan melodileri ile Michael Nyman ve film için de çok önemli olan kostüm çalışması ile Jean-Paul Gaultier.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; text-align: right;"&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;(Home Video / Sayı: 6 - Ekim 2008)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7727609463254624272-3547770512013671377?l=kayipotoban.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kayipotoban.blogspot.com/feeds/3547770512013671377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/peter-greenaway-ile-ilk-kez-tansacaklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/3547770512013671377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7727609463254624272/posts/default/3547770512013671377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kayipotoban.blogspot.com/2010/02/peter-greenaway-ile-ilk-kez-tansacaklar.html' title='The Cook, The Thief, His Wife &amp; Her Lover'/><author><name>Erol Demiray</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11980645312259787864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4U9qmZ15QI/AAAAAAAAAEY/-z4N7mZLNac/S220/1.bmp'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_NW3zA7AvoyE/S4QrHy4XsrI/AAAAAAAAABs/jr3nwJ-N-AQ/s72-c/cook_the_thief_his_wife_and_her_lover_dvd.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
