Kayıp Kuşak Üyesi Donnie'nin Kimliğini Bulamamış Kardeşi Samantha


S. Darko

Donnie Darko filminde fantastik olayların, gizemin, kuantum fiziğinin ve kader olgusunun ardında gelişen olaylara, seçilen dönem itibariyle kuşak çatışması olarak bakmak da mümkün. Muhtemelen 1970’lerin ilk yıllarında doğan ve filmin geçtiği 1988 yılı itibariyle kolej öğrencisi olan genç Donnie’nin (Jake Gyllenhaal) ebeveyn ve büyüklerince aykırı görünen halleri, onun ait olduğu kayıp kuşağın buhranlarının ve görüş farklılıklarının birer örneği varsayılabilir. Donnie’nin, Şirinler sempatisini yıkmaya çalıştığı ya da öğretim mantığına karşı savaştığı anlarda olduğu gibi, bir önceki kuşak tarafından benimsenmiş ve dayatılmış fikirlerle sorunları, filmi bir Gen-X sineması örneği olarak da kabul etmek için yeterli donanıma sahip kılıyor. 1980’lerin sonunda filizlenmeye başlayıp 1990’ların başında patlayan kayıp gençlik grubuna belki de kendi kasabasında ve kendi halinde dahil olan Donnie’nin, yaşama devam edebilmesi halinde Grunge akımı ile tanışacağı ve içinde yer alacağı öngörülebilir bir durum olurdu.

Mevcut yaşam tarzı, kabuğundan çıkmaya çalışan yeni kuşak için sorun olduğu gibi, gelen kuşakla beraber zorunlu olarak pek çok şeyin değişmesi de önceki kuşağı bekleyen bir sıkıntı. Bunun örneğini de yakın zamanda Darren Aronofsky’nin The Wrestler (Şampiyon) filminde izledik. Randy (Mickey Rourke) ve Cassidy (Marisa Tomei) 80’lerden kalma bir şarkıyı dinler ve eğlenirken, egemenliğin yeni kuşağın eline geçişine duydukları memnuniyetsizliklerini aralarında geçen şu diyalogla gayet içten ve özetleyici bir biçimde ortaya koymuşlardı:

Randy: Kahretsin, artık böyle şarkılar yapmıyorlar.
Cassidy: Lanet 80’li yıllar en güzeliydi.
Randy: Guns N’ Roses muhteşemdi.
Cassidy: Kesinlikle ve Def Lepp.
Randy: Ve sonra o Cobain korkağı çıkıp işleri berbat etti.
Cassidy: Sanki güzel vakit geçirmek suçmuş gibi.
Randy: Lanet 90’lardan nefret ediyorum.
Cassidy: 90’lar lanet berbattı.
Randy: 90’lar lanet berbattı.

Kurt Cobain’in Twin Peaks gibi bir kasabada büyümüş olduğu kafamda canlanır. Özellikle Amerikan Bağımsız Sineması'nın 80’ler kasabalarında bunalmış gençleri meşhurdur. Yeni gelen kuşaklarla beraber hayatın neredeyse kökten değişimi büyük şehirlerde, metropollerde daha az sorunlu ya da sorunsuz olabilirken kasabalarda, banliyölerde bu değişimin ilk adı asilik olur ve bu damganın kalkması sıkıntılı bir süreç gerektirir. Genellikle bu konuda incelemeye ve anlatmaya değer hikayelerin geçtiği kasabalara kamerasını yerleştiren yönetmenler buralardaki hayatın, ilişkilerin ve yapının içine girerek gençlerdeki buhran sebeplerini de ortaya dökerler. Kuşakların hayata bakış açılarını ve hislerini aktarmayı da severler; hatta kimisi kendini bu konuya adamış görünür. Başarılı olanlar, tüm sinemaseverlerce unutulmaz veya bir kitle (genellikle ilgili kuşak) tarafından aşırı sahiplenilmiş eserler bırakırlar. Kısacası sinemanın önemli konularından biridir kuşaklar ve çatışmalar. Ortalama 10–15 yıllık süreçlerde değişen jenerasyonların sanata ve hayatın her alanına etkileri sinemanın gözünden kaçmayacak kadar büyük, sosyal bir olay. Ve bu sancılı süreçler yaşanmaya devam ederken belki bir on yıl sonra bugünün gençlerinin Gen-Y sinemasını kabul ettirecekleri ve kendi sorunlarını anlatan filmler çekecekleri de muhtemel bir durum.

Richard Kelly’nin hayat verdiği Darko ailesinde özellikle Donnie, ilgiye değer, özenle oluşturulmuş bir karakterdi. Bizler 2001 tarihli filmde ailenin 1988’de yaşadıklarına şahit olmuştuk. Aradan 7–8 sene geçtikten sonra video piyasası pek çok özel ilgi gören filmde yaptığı gibi Darko ailesinin de peşini bırakmadı. Yönetmenliğini Chris Fisher’ın yaptığı ve orijinal filmdeki Daveigh Chase’in yine aynı karakteri canlandırmak için kamera karşısına geçtiği S. Darko, ‘ailenin küçük kızı Samantha’nın hikayesi’ bahanesi altında hem içi boş, hem de taklitçi bir anlayışla Donnie Darko severleri tavlamayı bekliyor. Artık istisnasına bile rastlamanın mümkün olamadığı üzere tabi ki orijinal hikayeye bir şeyler katamıyor ve güzel bir devam filmi seyretmenin keyfine varılamıyor. An geliyor, Kelly’nin kamera hareketlerinin bile taklit edilmiş olduğu hissiyle dolup taşıyoruz. Orijinal filmde anlatımı destekleyen efektleri de aynen kullanmak isteyen filmin sorumluları belli ki alelade serpiştirme yoluna gitmiş. Donnie yangın mı çıkarmıştı, Samantha da çıkarmaz mı? Samantha partisiz kalır mı? O da sinemaya girmez mi? Canım, jet motoru düşmez tabi iki kere, bu sefer de meteor düşsün. Ancak sevilen insanı geri getirme arzusunun biraz dozu kaçmış durumda. Herkes birbirini geri getirme derdinde; giden geri geliyor…


Hepsinden önemlisi Samantha karakterinin yeterince özenilmemiş olması. Donnie’nin buhranı ile karşılaştırınca Samantha’nın iç dünyası ve yolculuğu tamamen havada kalıyor. Onu farklı göstermek için yaşıtlarına göre daha anlayışlı ve bilinçli olduğunu fark ettirmek dışında herhangi bir karakter yüklemesi yok denecek seviyede. Bir filmi iyi yapan özelliklerin başlarında geliyor karakter oluşturmak, tamamlamak ve onu ete kemiğe büründürmek. Donnie Darko’dan aldıkları yan karakterin üzerine bir şey koyma gereği duymamış senaristler ve Samantha’nın bir ana karakter olması için çaba göstermemişler. Halbuki Richard Kelly’nin seçtiği 1988 yılının bile ne kadar önemli bir detay olduğunu atlamamak lazım. Donnie’nin Echo & The Bunnymen veya Joy Division dinlediğine inanırız ancak Samantha’nın Dead Can Dance veya Cocteau Twins dinlediğine inanmak mümkün değil. Kısacası zayıf karakterlerine, zayıf senaryosuna bir de oldukça kolaycı bir finalle nokta koyan filmi nispeten hatırı sayılır müzik seçimi haricinde unutmaya çalışmak lazım.

0 yorum:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...